YERYÜZÜNE
BARIŞ VE ESENLİK GETİRECEK İNSAN - 2
"De
ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm
alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162)
Ayet-i kerimede de buyurulduğu gibi İslam'ın tek prensibi vardır:
Tek ilah olan Allah'a kulluk etmek.
Yaşamını
bu prensibi pratiğe dökerek geçiren insan, sadece tek bir ilahi
otoriteden korkar, tek bir ilaha bağlıdır ve sadece tek olan Allah'a
hesap vereceğini bilir. Kuran-ı Kerim'in bize "en üstün olan
insan" modeli olarak tarif ettiği bu insan, herşeyden önce
takva sahibidir. Yani Allah'a yakınlıkta, O'nun sınırlarını korumada,
O'nun yolunda mücadele etmekte ve yalnız O'na kulluk etmekte titizlik
sahibidir. Kendini sıkıntı, yıkım ve felakete düşürecek hal ve
tavırlardan korur. Kuran-ı Kerim'de bu insanın üstünlüğü şöyle
ifade edilmektedir:
"Ey
insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık
ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde)
kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız,
(ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz
Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)
Müminin
bu üstünlüğü bugün çevremizde pek çok insanın sahip olduğu üstünlük
kıstaslarından farklıdır. Herşeyden önce imanı vesilesiyle sahip
olduğu üstünlüğü bencilce sahiplenmesi söz konusu değildir. Ona
üstünlük kazandıran imanı verenin Allah olduğunu bilir.
Günümüz
insanı ise, sahip olduğu ve üstünlük vasfı olarak gördüğü bir konudaki
ilim fazlalığı veya maddi zenginlik gibi herhangi bir özelliğini
başkalarıyla paylaşmayı reddeder. Ona göre üstünlük vasıflarından
birinin elinden gitmesi veya bu vasıflarından birine bir ortağın
çıkması başına gelebilecek en kötü şeydir. Mal varlığına ortak birinin
çıkması. Sahip olduğu ilim, tecrübe ya da herhangi bir bilgi yüzünden
itibar gördüğü ortamda, kendisinden daha bilgili, daha şahsiyetli
birinin ortaya çıkması ya da güzelliği tüm çevresi tarafından takdir
edilirken kendisinden daha güzel birisinin onun yanında ortaya çıkması
insanlar arasındaki saygınlığının bitip gitmesi ile eş anlamlıdır.
Oysa
ki mümin kendisini üstün kılan iman özelliğinin tüm insanlar arasında
yaygınlaşmasını arzu eder. İmanın insanlar arasında yaygınlaştıkça
kendisinin daha da üstün hale geleceğini bilir. Çünkü müminin iman
edenlerin sayısının artması için gösterdiği gayret Allah katındaki
değerini arttıracaktır.
Bu
nedenle inanan insan Allah'ın emir ve yasaklarına uyduğu gibi, başkalarına
da iyiliği emreder, onları kötülükten men etmeye çalışır. Böylece
ahirette de sonsuz azaba neden olacak şeylerden hem sakınmış, hem
de sakındırmış olacaktır. Kuran-ı Kerim bu insanlardan oluşan topluluğu
şu tarifle ifade etmektedir: "Sizden; hayra çağıran, iyiliği
(marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk
bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. " (Ali İmran Suresi
, 104)
|