YERYÜZÜNE BARIŞ VE ESENLİK GETİRECEK İNSAN - 1

Katledilen masum insanlar, fuhşa zorlanan küçük kız çocukları, sayıları giderek artan alkol ve uyuşturucu bağımlıları, geçim derdi altında ezilen insanlar, devletin kasasını boşaltan kirli eller, işini yürütebilmenin şartı haline gelen rüşvet...

Tüm bu problemler sadece ABD'nin veya herhangi bir 3. Dünya ülkesinin problemleri değil. Batısından doğusuna kadar tüm dünya giderek büyüyen bir batağın içine saplanıyor.

Tabii, bu gelişmeler karşısında seyirci kalınmıyor. İnsanlar bazen tek başlarına bazen de kurdukları çeşitli kurumlar aracılığıyla söz konusu problemleri yoketmeye çalışıyorlar. Ancak ne alkol ve uyuşturucu bağımlılarının sayısı azalıyor, ne fuhuş olayları azalıyor, ne de rüşvet ve suistimal engellenebiliyor. Bu çözümsüzlük karşısında polisiye tedbirler arttırılarak, olayların önü alınmaya çalışılıyor. Ancak yasaların zaaflarından faydalanmasını bilen, polisiye tedbirleri "korkutucu bir unsur" olarak görmeyen binlerce kişi problem yaratmaya devam ediyor. Hem de düne göre sayıları daha da artarak.

Dünyadaki bozunmaya, insanlar arasındaki yozlaşmaya cevap arayanların, ilk önce bu tür ahlaksızlıkların yaşanmadığı bir toplumu incelemeleri yararlı olacaktır. Bunu yaptıklarında her türlü cezai yaptırıma, kampanyalara rağmen ortadan kaldıramayan yolsuzlukların kökü kazınabilecektir. Bahsettiğim toplum elbette Asrı Saadet toplumudur.

Bu toplumun en önemli özelliği bireylerinin dine bağlılıkları ve İslam ahlkını tam manasıyla, tavizsizce yaşamalarıdır. Bunlar, Kuran ayetlerini ve Peygamber Efendimizin sünnetini esas almışlar, değer yargılarını ve ölçülerini buna göre belirlemişlerdi. Rüşvetin, suistimalin, haksız çıkar sağlamanın, yolsuzluğun Allah katındaki durumunu ve bunları yapanların sonlarını da iyi biliyorlardı. İslam'ın buyruklarını esas alan yöneticiler mütevazi yaşamları, dürüstlükleri, kısaca güzel ahlaklarıyla örnek oluşturmuşlardır. Onların ihtirastan uzak yaşam biçimleri, yönettikleri toplumu da etkilemiş, yozlaşmanın ve çürümenin önüne bu şekilde geçilebilmiştir. Demek ki, insanları denetim altında tutan mekanizma öncelikle onların içinde olanıdır. Bunun tek çözümü olarak ise, iman, inanç, Allah korkusu ve sevgisi görünmektedir. Kişi topluma verdiği zararın karşılığı olarak, hem bu dünyada hem de öldükten sonra muhakkak cezalandırılacağını bilmelidir. Ancak böyle bir bilinç insanları yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoyacaktır.

Aynı bilinç yeryüzünde bozgunculuk çıkartanlara karşı mücadele edecek ve özlenen hoşgörü ve adalet ortamını sağlayacak insan için de gerekli. İnsanların rızasını kazanarak belli mevkiler edinme beklentisindeki birinin bu mücadeleyi kazanamayacağı açıktır. Çünkü kendine vaadedilen menfaatler karşısında, zorluk, baskı hatta ölümle karşı karşıya kaldığı anlarda mücadelesini bırakması her
zaman ihtimal dahilindedir. Kısacası belli bir fiyatı vardır.

Yeryüzündeki bozguncularla mücadele edebilmek ve herkesin özlemini duyduğu barış ve esenlik ortamını sağlamak için herşeyden önce inançlı insanlara ihtiyaç var. Bunu başarmaya layık ve ehil olan insan, Allah'ın Kuran'da tarif ettiği vasıfları üzerinde barındıran mümindir.

Herşeyden önce Allah'ın birçok ayetiyle tarif ettiği gibi, insanlara şefkat, sevgi ve hoşgörüyle yaklaşan, her zaman barış ve uzlaşmadan yana olan ve kim olursa olsun adaletle hükmeden mümin... Hiçbir dünyevi çıkardan medet ummayan, dünya hırsı ve tutkusundan tümüyle arınmış, herşeyin Allah'ın kendisine verdiği bir nimet olduğunun bilinciyle ahiret hayatına ulaşmayı arayan mümin... İnkarcıların, bozguncuların makamlarından, mevkilerinden, askeri ve siyasi güçlerinden etkilenmeyen, Kurani ifadeyle "hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan" ve gerektiğinde Allah yolunda canını bile vermekte tereddüt etmeyen mümin...