DUADA SAMİMİYET

Allah (cc) Araf Suresi'nin 205. ayetinde şöyle buyuruyor: "Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma."

Gerçek şu ki, peygamberlerin, evliyaların, velilerin, salihlerin en önemli vasıfları Allah (cc)'a yakınlıklarıdır. Bu yakınlık ve samimiyet, onları Allah yolundaki mücadelelerinde de üstün kılmış ve başarıya ulaşmalarına vesile olmuştur. Başına gelen her olayda, karşılaştığı her durumda ve günün her vaktini Allah'a yakın olduğunun bilincinde geçirmek, samimi bir şekilde için için Allah'ı anmak, Allah (cc)'ın övdüğü bir davranıştır.

İşte bu yakınlık içten dua ile, talep ile ve "sürekli Allah'a yönelme" ile sağlanır.

Furkan suresinin 77. ayetinde Allah (cc) "De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?" buyuruyor. Görüldüğü gibi, dua Allah (cc) tarafından büyük önemle zikredilen bir konuyu ifade ediyor. Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler incelendiğinde, müminlerin devamlı bir şekilde Allah (cc)' a dua ederek yöneldiklerini görüyoruz. Dua mümin için, dünya hayatının süsünden sıyrılıp, yalnız Allah'la başbaşa kalmasına, O'na yakınlaşmasına bir vesiledir; aynı zamanda önemli bir ibadettir.

Peygamberimiz (sav) de hadis-i şeriflerinde dua edene muhakkak Allah'ın cevap vereceğini ifade etmektedir:

"Kul dua ettiği zaman, şu üçten birini mutlaka elde eder. Ya günahı affedilir, ya kendine daha iyi imkanlar sağlanır, yahut da mükafatla mukabele görür." (Ramüz el ehadis, 1421)

Mümin için dua, arada bir akla gelen; ölüm, sıkıntı, ihtiyaç, hastalık gibi durumlarla karşılaşıldığında başvurulacak son çare değildir. Aksine mümin her işinde Allah'tan yardım ister, her işinde O'na yönelir ve sabah akşam her an dua halindedir.

"Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme." (Kehf Suresi, 28)

İnkarcılar, şirk içinde yaşamlarını sürdürenler ve ikiyüzlü münafıklar için ise, durum tamamıyla farklıdır. Ayetleri incelediğimizde, hatta önümüzdeki canlı örnekleri değerlendirdiğimizde bunu yakinen görebiliriz. İnanmayan güruhunun bir kısmı hiç dua etmez. Bir kısmı ise ancak başı sıkıştığında dua eder. Ama sıkıntısı geçtiğinde ya da Allah bir şekilde ihtiyacını giderdiğinde yine eski haline döner. Tipik bir nankördür. Kur'an'da onların bunların psikolojisini açıklayan bir çok ayet vardır. "İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider." (Yunus Suresi,12)

İnkarcıların önemli bir vasfı da, Allah (cc)'ın dışında makamlardan medet ummaları, onlara yönelmeleridir. İnanmayan Allah'a değil de kendi putlarına yönelir. Onlardan yardım diler. Bu sapkın anlayışlarını ahirette de sürdürürler ve cehennem bekçilerinden talepte bulunacak kadar anlayışsız ve akılsızca hareket ederler.

"Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki: "Rabbinize dua edin; azabtan bir günü (olsun) bize hafifletsin." (Bekçiler:) "Size kendi Resulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Bekçiler:) "Şu halde siz dua edin" dediler. Oysa kafirlerin duası, çıkmazda olmaktan başkası değildir." (Mümin Suresi, 49-50)

Ayette de ifade edildiği gibi, bu dünyada Allah'a dua etmeyen, edenleri hakir gören anlayışların sahipleri ahirette kendilerini kurtarabilmek için duaya sarılmaktadırlar. Ancak artık iş işten geçmiştir. Adetullah gereği, bu duanın kendilerine hiç bir yararı olmayacaktır.