DOĞA
KANUNLARI
Küçük
bir taşın suya atıldığında hemen batacağını herkes bilir. Ama
"dağlar gibi gemiler" nasıl oluyor da batmadan yüzüyorlar?
Cevap
hemen hazırdır ve son derece "basittir": Suyun kaldırma
kuvveti ve motorların itme gücü vardır da ondan.
Fakat
burada şunu düşünmek gerekir: böyle soruların cevapları neden
hep "basit"olur? Neden her seferinde işi "basitleştiren"bir
fizik ya
da kimya kanunu karşımıza çıkar? Ve bu kanunlar neden her seferinde
insanların ve diğer canlıların lehine işler?
Bütün
evrenin ve yaşamın yaratılışındaki ihtişam, bir basitlik ve ülfet
perdesine sarılıp bir kenara atılabilir mi?
Bugün
geldiğimiz noktada şu husus dikkat çekmektedir. Bir olay kağıt
üstünde formülize edilip, konuya bilimsel bir açıklama getirildiğinde,
o artık doğanın her zaman işleyen, sıradan bir kanunu haline gelir.
Oysa nasıl açıklanırsa açıklansınlar, bu kanunlar en inanılmayacak
mucizeleri, günlük hayatın basitliği içinde gerçekleştiren "kudreti"gizleyemezler.
"Allah;
kendi emriyle gemiler akıp gitsin ve O'nun fazlından ararsınız
diye, sizin için denize boyun eğdirdi. Umulur ki şükredersiniz."(Casiye
Suresi, 12)
"Denizde
yüksek dağlar gibi seyreden gemiler O'nun ayetlerindendir"(Şura
Suresi, 32)
İster
farkında olalım isterse olmayalım, besinlerin midemizde sindirilmesinden,
topraktaki tohumun yeşillenmesine kadar, hayati değere sahip pek
çok olay, her an defalarca gerçekleşiyor. Üstelik en ufak bir aksaklık,
en ufak bir gecikme ya da milyonda birlik bir hata olmadan. Bu tekrarlanmalar,
üzerinde düşünülmediği zaman insanlar için anlamlarını yitiriyorlar,
sıradanlaşıyorlar. Oysa doğuştan kör birinin 20 yıl sonra gözleri
açıldığında güneş ışığı ve renkler ne kadar olağanüstü ise, tüm
bunlar da o kadar olağanüstü olaylardır.
Bu
olağanüstülükten habersiz milyonlarca insanın içinde müminler diğerlerinden
açık farkla ayrılır. Onlar bu olağanüstülüğün farkındadır. Onlar
için bilimsel açıklamalara dayanan nedenleri ne olursa olsun, gece
ile gündüzün ardarda gelmesinden rüzgarların esmesine, bulutların
toplanıp yağmur indirmesinden, suyun ölü bir toprağı diriltmesine
kadar her şeyde hep tek bir neden vardır: Allah'ın kudreti.
"Gökten
yere her işi O evirip düzene koyar..."(Secde Suresi, 5) ayetinin
her an şuurunda olan müminler için tüm tabii olaylar, onların Rablerine
varmalarını sağlayacak bir değer taşır. Her fırsatta Allah'ın etraflarında
yarattığı ve kudretini gösterdiği delilleri düşünerek O'na sığınırlar:
"Göklerin
ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, her şeye güç yetirendir. şüphesiz
göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde
temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta
iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin
ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) 'Rabbimiz,
sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından
koru'." (Al-i İmran Suresi, 189-191)
|