DİNLERİN DEJENERASYONU VE HAK DİN

Din ile (yani islam ile) din dışı (din karşıtı) güçlerin mücadelesi ve çatışması, Hz. Adem'in oğulları Habil ile Kabil döneminden beri olagelmiştir. Dönem dönem insanlar çıkmış ve dinin gereksiz olduğunu, aslında yeryüzünü ve gökyüzünü, evrende varolan her şeyi bir yaratanın olmadığını, bunların birer tesadüf eseri olduğunu iddia etmişlerdir. Gönderilen peygamberler de bu tür iddia ve görüşlerle mücadele etmişlerdir.

Aynı fikir ve düşünceler, bugün de benzer şekillerde ya da aynı ifadelerle karşımıza çıkmaktadır. Nasıl ki, günümüzde çok ilahlı şirk dininin (yani din dışı her türlü sistem ve ideolojinin) yanında bir tek-ilahlı din (yani islam) varsa, eski dönemlerde de tevhid dinin yanında farklı şirk dinleri yeralmıştı.

Din dışı ve din karşıtı iddia ve görüşler tarihin her safhasında var olmasına rağmen, bunların istemleştirilmesi ve diğer teori ve görüşlerle desteklenmeye çalışılması 19. ve 20. yüzyılda olmuştur. İnsanlara din dışı bir alternatif (!) sunulması, bunu büyük kitlelere yayma amaçları bazı girişimlerde bulunulması ve insanların dinden uzak bir yapıya çevrilmesi gerekiyordu. İşte böylece Aydınlanma felsefesinin getirdiği din dışı bakış açısı zamanla geniş kitlelere yayıldı. Bunda en önemli rolü hiç şüphesiz, Darwin'in evrim teorisi ve L. H. Morgan'ın toplumların evrimi fikri oynamıştır.

Bu fikirleri kendine destek edinen bu dönem felsefesinin en önemli savlarından biri, dinlerin evrim geçirmesi fikri idi. Buna göre başta çok tanrılı olan dinler, toplumların yapısına ve insanların ihtiyaçlarına göre evrimleşmiş ve sonuçta tek tanrılı dine ulaşılmıştı. Bu görüş, dönem dönem bir dizi örnek ve açıklamalarla ve bilimsel olduğu izlenimi verilen bazı görüşlerle desteklenmeye çalışılmıştı.

Oysa öncelikle "canlıların fiziksel evrimi" teorisinin geçersizliğinin isbatı ile bu ve bunun gibi tüm din dışı görüşler ve iddialar geçersiz kalmıştır. Evrim teorisinin bir yalan olduğunun isbatlanması ile tabiatta "evrimleşme" diye bir mekanizmanın olmadığı, dolayısıyla toplumların da zamanla ilerleyip zihinsel yönden ilerlemedikleri ortaya çıkmıştır.

İslama göre de, dinlerde evrim değil ancak dejenerasyon söz konusudur. Allah'ın ilk insanı yarattığı günden beri hak olarak indirdiği kitapları ve peygamberleri vasıtasıyla insanlara duyurduğu dini, her dönemde, küfrün yoğun propagandası sonucu insanlardan uzak tutulmaya çalışılmıştır. Değiştirilemeyen İslam temeline kadar da, birçok din dejenere edilmiştir. Gönderilen her peygamber de dini tekrar asli yapısına çevirmiş ve insanlara Allah'ın hak dinini tebliğ etmiştir

Kültürel olarak ilkel toplumlarda ve binlerce yıl önce yaşamış topluluklarda, dejenerasyon semboller vasıtasıyla oluyordu. İnsanlar kavramları sembolleştirerek, ilahi kavramları, yeryüzüne ait kavramlarla özdeşleştiriyorlardı. Böylece din kısa zamanda aslından uzaklaşarak, insanların hayal gücünde oluşturdukları ilah ve ilahlara dönüşüyordu.

Evrimi savunanların iddiasına göre tabiat gü0çleri ilahlaştırılıyordu. Gerçekte ise bunun tam tersi söz konusuydu. Yani, tabiat güçleri ilahlaştırılmıyordu, ilah kavramı ve Allah'ın sıfatları, tabiat ve tabiata ait kavramlarla özdeşleştirilip, sembol olarak ifade ediliyordu. Oysa Allah, Kur'an-ı Kerim'de " Hiç şüphesiz din, Allah katında islamdır" (Al-i İmran Suresi, 19) buyurarak bize dinden kastın hangi din olduğunu belirtmiştir.

"Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak islamı seçip-beğendim. (Maide Suresi, 3)