GERÇEK
DEMOKRASİ VE REFAH PARTİSİ - 2
Önceki
yazımızda Türkiye'nin gerçekten demokratik, yani özgürlükçü bir
topluma kavuşabilmesi için çözülmesi gereken iki büyük sorun olduğunu
belirtmiştik: İnançlı insanlara uygulanan baskılar ve etnik köken
farklılığı sorunu. Türkiye'nin gerçek anlamda demokrasiye kavuşması,
ancak bu iki soruna köklü ve kalıcı çözümler bulunmasıyla mümkün
olabilir.
Bu
noktada Türkiye'ye kimin tam bir demokrasi getirebileceği sorusunun
cevabını kolaylıkla bulabiliriz. Çünkü sözünü ettiğimiz iki demokrasi
sorununun da farkında olan ve bunlara en doğru çözümü getirecek
olan parti, Refah Partisi'dir.
Refah
Partisi'nin inançlı insanlar üzerinde uygulanan bir takım baskıları
kaldıracağı kesindir. Ancak bu, toplumun diğer kesimleri üzerinde
yeni bir baskı politikasının uygulanacağı anlamına da gelmez.
Refah Partisi, herkesin dini inancına saygılıdır. Dini inancı
olmayanları da zorla dindar yapmak gibi bir amacı yoktur. RP'nin
uygulamayı öngördüğü "çok hukuklu toplum" projesi, bunun
en açık göstergesidir. Bugün belediyelerdeki Refah iktidarlarının
büyük bir hoşgörü ile farklı inançlara yaklaşmaları da ilerde
uygulanacak sistemin örnekleridir. Refahlı belediyelerin, Kilise
çanlarının çalmasına izin vermesi, bizlere "Medine Vesikası"
yoluyla Resulullah'tan (S.A.V.) ve Osmanlı'dan miras kalan hoşgörü
geleneği ve "dinde zorlama yoktur" (Bakara, 256) hükmünün
bir uygulamasıdır.
Refah
Partisi iktidarında, herkes dini inançlarının gereklerini rahatlıkla
yerine getirebilecek, inandığı değerlere uygun bir hukuk sistemi
benimseyebilecektir. Bu özgürlük, dindar olmayan insanlar için
de geçerlidir. Onlar da, inananların inançlarını rencide etmedikleri
sürece, istedikleri gibi yaşamakta, istedikleri hukuku benimsemekte
serbest olacaktır. İnsanlara tek bir ideolojiyi, tek bir hukuku
dayatan sistemlere karşın, sözkonusu çok hukuklu sistemin çok
daha özgürlükçü, çok daha demokratik olacağı tartışma götürmemektedir.
Refah
Partisi, kuşkusuz etnik köken farklılığı sorunu için de tek gerçek
çözümü önermektedir. Bu çözüm, az önce belirttiğim gibi, etnik
kimliklerin tanınması ancak bunun yanında asıl olanın "İslam
kardeşliği" olduğu bilincinin yerleştirilmesidir. Sayın Şevket
Kazan'ın diğer RP temsilcileri ile birlikte geçen aylarda Güneydoğu'ya
yaptığı gezi sonucunda açıkladığı politika da tam bu yöndedir.
Zaten Güneydoğulu kardeşlerimizin son yerel seçimlerde RP'ye gösterdiği
teveccüh, sorunun çözümünün kim tarafından gerçekleştirilebileceğini
açıkça ortaya koymaktadır. Etnik köken farklılığını yalnızca bir
kültürel mozayik haline getirmiş ve kardeşlik duygusu içinde kaynaşmış
bir Türkiye'nin tek yolu, RP iktidarıdır. Kısacası,
RP, Türkiye'deki demokrasinin gelişmesinin tek çaresidir. Durum
böyleyken, RP'yi antidemokratik, baskıcı bir parti gibi göstermek
isteyenlerin tek bir amacı olabilir. Bunlar, mevcut bir takım
antidemokratik uygulamalardan bir takım menfaatler sağlamaktadırlar
ve bu durumun da korunmasını istemektedirler. Mevcut bozuk ekonomik
sistemden de kazanç sağlamakta ve RP'nin "Adil Düzen"ini
engellemeye çalışmaktadırlar. RP'nin uygulamayı hedeflediği reformlara
karşı direnmelerinin nedeni budur.
Bu
çevrelerin RP'ye karşı başvurabilecekleri tek bir yöntem kalmıştır:
İftira. Nitekim son yıllarda bu yöntemi yoğun olarak kullanmaktadırlar.
Ama güneş balçıkla sıvanmaz. Bu çevrelerin temsilcisi olan bazı
medya kuruluşları, son yerel seçimlerden önce de RP'ye karşı büyük
bir karalama kampanyası başlatmışlar ama "İstanbul'un yeniden
fethi"ne engel olamamışlardı. Önümüzdeki genel seçimler için
düzenledikleri karalama kampanyaları, tasarladıkları iftiralar
da amacına ulaşamayacaktır.