GERÇEK
DEMOKRASİ VE REFAH PARTİSİ - 1
Son
dönemlerde belirli bazı çevreler, sık sık Refah Partisi'ni "antidemokratik"
olmakla suçluyorlar. Bunların iddiasına göre, Refah Partisi, iktidara
geldiğinde baskıcı bir rejim kuracak, insanların temel hak ve
özgürlüklerini kısıtlayacak, düşünce hürriyetini ortadan kaldıracaktır.
Bunlar Refah Partisi'nin, insanların inandıkları değerlere ve
sahip oldukları düşüncelere göre yaşamasına engel olacağı şeklinde
sistemli bir propaganda yapmaktadırlar.
Oysa
Refah Partisi'ni ve Türkiye'deki sistemi biraz olsun önyargısız
ve akılcı bir biçimde değerlendiren bir kişi, bu propagandanın
tamamen gerçek dışı olduğunu görebilir.
Öncelikle
"demokrasi"nin anlamını doğru belirlemek gerekir: Demokrasinin
özünde yatan mantık, bir ülkenin insanlarını, o ülkedeki bir ya
da bir kaç azınlık grubunun tahakkümünden korumaktadır. Demokratik
bir toplum, kimsenin belirli bir ideolojiyi, dünya görüşünü kabul
etmeye zorlanmadığı bir toplumdur. Böyle bir toplumda bir insan,
kamu düzenini bozmadıktan ve diğer insanlara zarar vermedikten
sonra, istediği gibi düşünmeye ve bu düşünceye göre de yaşamaya
hak sahibidir. Demokrasinin içerdiği tüm mekanizmalar, (güçler
ayrılığı, serbest seçim gibi) bu özgür toplum hedefini sağlamak
için vardır.
Peki
Türkiye'de bu tarifiyle demokrasiyi tam olarak uygulanmakta mıdır,
ya da yakın tarihimizde uygulanmış mıdır? Bu soruya yüzde yüz
"evet" cevabı vermek ne yazık ki mümkün değildir. Çünkü
demokrasi genel kurumlarıyla kabul edilmiş olsa da, ülkemizde
tam anlamıyla demokratik, özgür bir toplum oluşmasını engelleyen
bir takım yanlış uygulamalar olmuştur. Bu yanlış uygulamaların
en önemli kısmının dindar insanlara uygulanan bir takım baskılar
olduğunu söyleyebiliriz. Anayasa ilkelerini kasıtlı olarak yanlış
olarak yorumlayan bazı güçler, bu yolla müslümanların inançlarına
uygun olarak yaşamalarına çeşitli engeller çıkarmışlardır. Namaz
kıldığı için devlet kademelerinden uzaklaştırılan ya da başörtüsü
nedeniyle okuma hakları ellerinden alınmak istenen müslümanlar,
bunun en çarpıcı örnekleridir. Türkiye'de tam bir demokratik (özgür)
topluma ulaşılması isteniyorsa, bunun başlıca şartlarından biri,
inandıkları gibi yaşamalarına izin verilmeyen müslümanlara tam
bir özgürlük sağlanmasıdır.
Ülkede
tam bir demokrasi oluşmasını engelleyen ikinci tür yanlış uygulamalar,
etnik köken farklılığı konusunda yaşanmıştır. Ülkemiz nüfusu,
bir etnik mozaikten oluşmaktadır. Bu bir gerçektir. Ancak ne yazık
ki yakın geçmişte bu etnik köken farklılığı yokmuş gibi kabul
edilmiştir. Bugün yaşanan sorunun temelinde de bu yatmaktadır.
Sayın Cumhurbaşkanı, "siz yıllardır bir şeyleri örtmüşsünüz
şimdi yorganı kaldırınca bunlar ortaya çıkmış" derken bunu
ifade etmiştir.
Tam
bir demokrasiye ulaşmak için farklı etnik kökenlerin varlığının
da kabul edilmesi gerekmektedir. Ancak bunu yaparken, bölücü akımlara
prim verme tehlikesi vardır. İşte bu noktada son derece ince bir
politika izlenmesi zorunludur: Hem farklı etnik kökenler tanınmalı,
hem de bu etnik mozayiğin gerçek bir kardeşlik bağı ile kaynaşması
sağlanmalıdır. Açıkça görüldüğü gibi, bunu yapmanın tek bir yolu
vardır. Etnik köken farklılıkları arasındaki "ortak payda"
üzerinde durulmalı, "İslam kardeşliği" temeli üzerinde
bir birlik sağlanmalıdır. İşte
sözünü ettiğim bu iki sorunun da gerçek çözümleri, yalnızca Refah
Partisi'nde ve onun temsil ettiği değerlerdedir. Bir sonraki yazımızda
bu gerçeğin nedenlerini inceleyeceğiz.