Zamansızlık
ve Mekansızlığın Bilimsel İzahı - 3
Evrenin
oluşumu hakkındaki görüşler iki farklı anafikir etrafında toplanır.
Birinci görüş, evrenin kör bir tesadüfün zaruri neticesi olarak
ezelden beri mevcut olduğu, ikincisi ise evrenin zamanımızdan
bir süre önce büyük bir patlamayla birlikte yaratıldığıdır. Bu
görüşlerden ikincisi, bir Yaratıcı'nın var olduğu anlamına geleceği
için Darwinistler ve materyalisler tarafından uzun yıllar kabul
edilmek istenmemiştir. Ancak, ortaya konan güçlü bilimsel deliller,
günümüzde artık tüm bilim çevrelerince evrenin yaratıldığı gerçeğinde
birleşmektedir. Nitekim bu görüşe göre, evren Big Bang adı verilen
büyük bir patlama ile yaratılmış ve zaman da evrendeki 4. boyut
olarak bu büyük patlama anında ortaya çıkmıştır.
Ünlü
bilimadamı Albert Einstein, bugüne kadar tarif edilen evren modellerinden
çok daha farklı bir evren tarif etmiştir. Zira bugüne kadar 3
boyutlu olarak tarif edilen evren, Einstein’ın zaman boyutunu
da dahil etmesiyle dördüncü bir boyut kazanmıştır. Böylece artık
içinde bulunduğumuz evren, uzay-zaman evreni olarak tanımlanmaya
başlanmıştır. Yani salt tek başına uzay diye bir mekan mevcut
değil, "Uzay-Zaman" boyutu hakimdir. Nasıl uzayın 3 boyutundan
biri olan yüksekliğini çıkarırsak uzay, uzay olma özelliğini kaybeder
ve 2 boyuta düşerse, aynı şekilde uzayın 4. boyutu olan zamanı
da uzaydan soyutlayamayız. Çünkü bu 4 boyut, adeta birbirine kenetlenmiş
gibi birbirinden ayrılmaz bir haldedir.
Ancak
uzayın 4 boyutlu olma özelliğinde göz önünde bulundurulması gereken
önemli bir nokta vardır. Bu, Big Bang (Büyük Patlama) ile zaman
ve mekanın birlikte yaratılmış olmasıdır. Bir başka deyişle maddenin
yaratılmaya başladığı an, "zamanın da yaratıldığı an"dır.
Büyük
Patlamanın gerçekleşmesinden sonraki her an, evrenin yoğunluğu,
evrendeki sıcaklığın kaç derece olacağı, genişlemenin ne hızda
gerçekleşeceği ve hangi parçacıkların oluşacağı sayısız detay,
maddenin oluşabilmesi için son derece kritik hesaplarla belirlenmiştir.
Her bir parçacığın nasıl bir rota izleyeceği dahi önceden tespit
edilmiştir. Patlamadan sonra herşey son derece kontrollü gerçekleşmiş
ve bu düzenin sonucunda madde oluşmuştur. Aynı şekilde, madde
ile birlikte zaman da yaratılırken, zamanın ne hızda akacağı ve
ne gibi özellikler göstereceği gibi konular da yine aynı Yaratıcı
tarafından önceden planlanmış ve belirlenmiştir.
Nitekim
zamanın hızının Allah (c.c) tarafından belirlendiği ve uzay ortamında
farklılaştığı, ay ile dünya arasında görülür. Ay’ın ışığı Dünyamıza
yaklaşık bir saniyede gelir. Bu durum Ay'ın bizden bir ışık hızı
uzaklıkta olduğunu gösterir. Bir başka deyişle Ay, bizden yaklaşık
300.000 km. uzaklıktadır. Güneş ise dünyadan yaklaşık 8 dakika
ışık hızı uzaklığındadır. Ancak burada şu noktaya dikkat edilmelidir.
Güneşin bizden 8 dakika -ışık hızı- uzaklığında olduğunu söylerken,
aslında güneşin 8 dakika önceki halini görüyoruz demektir. Bilim
adamları bu durumu şöyle bir örnekle açıklarlar:
1987
yılında meydana gelen bir süpernova patlaması dünyadan 170.000
ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızda gerçekleşmişti. Yani 1987 yılında
görülebilen bu olay, aslında o günden 170.000 yıl önce gerçekleşmişti.
Ama bu olayın görüntüleri uzaklık sebebiyle bize ancak o gün ulaşabilmişti.
Buradan
çıkan sonuç şudur: Eğer dünyadan 3000 ışık yılı uzaklıktaki bir
yıldıza bir anda gitme ve oradan dünyayı gözlemleme imkanımız
olsaydı, Dünya’nın bundan 3000 yıl önceki halini seyretme olanağı
bulacaktık. Ama bu, dünyada yaşayan kişiler açısından hiçbir şey
değiştirmeyecektir. Çünkü onlar yine kendi zaman ölçüleri içinde
yaşamlarını sürdürüyor olacaklardır.
Ama
bu noktada şunu da unutmamak gerekir ki, bu mümkün değildir. Çünkü
insanın 3000 ışık yılı uzaklıktaki bir yıldıza bir anda gidebilmesi
için, ışık hızından 3000 kat daha hızlı hareket etmesi gerekir.
Kaldı ki Einstein’a göre insan gibi belirli bir kütlesi olan cisimler
için ışık hızını değil 3000 kat aşmak, ışık hızına ulaşmak bile
mümkün değildir.
Tüm
bunların yanısıra zamanın daha iyi anlaşılması için bilim adamları,
evrenin geçmişine giderek düşünmeyi önerirler. Nitekim bu görüş
doğrultusunda düşünüldüğünde, bilim otoriteleri tarafından evrenin
yaratılış anı olarak gösterilen Big Bang’den önce, ne madde, ne
de zaman ile karşılaşılır. Yani ortada yalnızca büyük bir "hiçlik"
ortamı vardır. Patlamadan sonra ise bu hiçlikten sınırsız büyüklükte
ve sınırsız bilgi yüklü bir evren meydana gelmiştir. Nitekim Büyük
Patlamaya çok yakın bir durumda, zaman kavramı anlamını kaybeder.
Bir başka deyişle zaman aynı madde gibi yoktan var edildiğinden,
büyük patlamadan önce zaman kavramı da yoktur. Günümüzün ünlü
bilim adamlarından Stephen Hawking ve Don Page ".....emin olabileceğimiz
tek şey zamanın bir başlangıcı olduğu..." (Stephen Hawking, Evreni
Kucaklayan Karınca, syf. 137) ifadesiyle önemli bir noktaya dikkat
çekerler.
Zaman
ve mekan “sonsuz akıl sahibi Yaratıcı” tarafından, milyarlarca
yıl sonra olacaklarla beraber yaratılmıştır. Nitekim Allah (c.c)
Kur'an-ı Kerim'de, yeryüzünde yaşanan her olayın Allah (c.c) tarafından
belirlendiğini, yani bir kader üzere yaratıldığını şöyle ifade
etmektedir: