Zamansızlık
ve Mekansızlığın Bilimsel İzahı - 2
21
yy.’a girmek üzere olduğumuz şu günlerde modern bilimin geldiği
son aşama materyalistlerin maddeye dayalı dünyalarını tamamen
yıkar. Bilindiği gibi materyalistler manayı reddederek bunun yerine
maddenin ezelden beri varolageldiğini ve sonsuza kadar da mutlak
bir varlık olarak kalacağını iddia ederler. Halbuki bilim alanında
ortaya atılan gerçekler, materyalistlerin bu iddialarını tamamen
çürütmektedir. Nitekim bu bilimsel gelişmelerden biri de, Einstein’ın
Rölativite Teorisi’dir.
Albert
Einstein 20. yy’ın başlarında ortaya attığı Rölativite Teorisi’nde,
kendisine çıkış noktası olarak izafiyet ilkesini alır. Buna göre
bütün düzgün hareketler izafidir ve herhangi bir referans noktası
alınmadığında, hareketlilik hali anlaşılamaz.
Nitekim
buna verilecek olan en güzel örneklerden biri, Lincoln Barnett’ın,
“Evren ve Einstein” adlı kitabında yazdığı roket ve astronot örneğidir:
Astronotun hareketi, rokete ve dışardan bakan bir başkasına göre
izafidir. Nitekim astronot roketin içinde hareketsiz olabilir;
ancak uzaya baktığında, kendisinin hareket halinde olduğunu anlayabilir.
Hatta kimi zaman astronot dışarı baktığında, kendinin hareketsiz,
uzayın ise hareket halinde olduğunu dahi iddia edebilir.
Bir başka örnek ise, aynı hızda yan yana gelen iki trendir. İki
trenin de yolcuları birbirlerine baktıklarında birbirlerini hareketsizmiş
gibi görürler, Hareket halinde olduklarını, ancak istasyonun platformuna
ya da arkalarında bıraktıkları binalara ve ağaçlara bakarak anlarlar.
Nitekim aynı kitabın 86. sayfasında ise Barnett bu konuyla ilgili
olarak şunları söyler:
Bu
durumda mutlak uzay ve mutlak zaman kavramlarından bir kez daha
vazgeçilmesi gereği ortaya çıkmaktadır.
Nitekim
bu durum Einstein tarafından ilmi açıdan şöyle izah edilir: Einstein
'a göre, uzayda hız arttıkça zaman azalır. Işık hızına yakın bir
hızla hareket eden bir aracın içinde zaman daha "ağır" akar. Her
türlü organik, biyolojik ve anatomik yapılar daha ağırdan işlemeye
başlar. Bir başka deyişle, atom düzeyindeki tüm hareketler yavaşlar.
Zamanın hıza göre olan bu değişimini, uzayda hareket eden bir
aracın içindeki astronot anlayamaz. Çünkü onun da her türlü hücre
fonksiyonları, dolanım ve solunum sistemleri daha ağır işlemektedir.
Nitekim dünyada 3 saatlik bir zaman geçtiğinde, uzay kapsülü içindeki
adam için sadece 3 dakika geçmiştir.
“Özel
İzafiyet Teorisi” olarak bilinen bu teoriyi açıklamak için kullanılan
bir diğer örnek ise "ikiz örneği"dir. Bu örnekte aynı yaşlardaki
ikizlerden biri dünyada kalırken, diğeri ışık hızına yakın bir
hızda uzay yolcuğuna çıkar. Geri döndüğünde ikiz kardeşini kendisinden
çok daha yaşlı bulacaktır. Bunun nedeni, uzayda seyahat eden kardeş
için zamanın daha yavaş akmasıdır. Rakamlarla ifade etmek gerekirse,
eğer ikizlerden uzayda yolculuk yapanın roketi ışık hızının %99’una
erişirse, dünyada 30 yıl geçerken uzayda yalnızca yaklaşık 2.9
yıl geçer. Kaldı ki bu örnek bir baba-oğul için de düşünülebilir.
Uzay yolculuğuna çıkan babanın 27 yaşında, dünyadaki oğlunun ise
3 yaşında olduğu düşünüldüğüne, 30 dünya yılı sonra baba dünyaya
döndüğünde kendisi 30 yaşında olacağı halde, oğlu 33 yaşında olacaktır.
Diğer bir deyişle oğlu babasından yaşlı olacaktır. Ancak elbetteki
bu durum, roketin ışık hızına yakın bir hızla hareket etmesine
bağlıdır.
Bu
teoreme göre hız arttıkça zaman kısalmakta ve sıkışmakta; daha
ağır, daha yavaş işleyerek sanki durma noktasına yaklaşmaktadır.
Nitekim Einstein tüm bunları denklemlerle ve formüllerle ispat
etmiştir.
Einstein
bundan başka zamanın, büyük çekim alanlarında da daha ağır aktığını
ortaya koymuştur. Buna göre güneş yüzeyine çok yakın bulunan bir
astronotun saati, dünyadaki saatlere göre daha yavaş işler. Çünkü
güneş dünyaya kıyasla daha büyük kütlelidir.
Zamanın
izafi oluşu, saatlerin yavaşlaması veya hızlanmasından değil,
tüm sistemin atom altı seviyesindeki parçacıklara kadar farklı
hızlarda çalışmasından ileri gelir. Başka bir deyişle zamanın
kısaldığı böyle bir ortamda insan vücudundaki kalp atışları, hücre
bölünmesi ve beyin faaliyetleri dünyaya göre daha ağır işlemektedir.
Kişi günlük yaşamını, zamanın yavaşlamasını hiç farketmeden sürdürür.
Einstein’ın
Görecelik
Teorisi birtakım
ölçümsel ispatlarla teori olmanın ötesine geçmiştir. Aynı zamanda
Kur’an’la da mutabık olan bu teori o güne dek kabul edilen, mutlak
zaman kavramını kökünden yıkmıştır. Nitekim Einstein, kütlenin
ve zamanın mutlak olmadığını ispatlamış, uzay-zamanın cisimlerin
hızları ile kütlelerine bağlı çekim kuvvetlerine paralel olarak
değişmekte olduğunu ortaya koymuştur.
Bu
durumda, zaman ve mekan birbirlerinden ayrı düşünülmeyeceğinden
mekan da artık mutlak değildir. Einstein’ın ortaya attığı ve Genel
ve Özel Rölativite
teoremleri olarak adlandırılan bu teoriler, daha sonra deneylerle
de ispatlanmış ve bilim çevrelerinde büyük şaşkınlık yaratmıştır.
