Zamansızlık
ve Mekansızlığın Bilimsel İzahı - 1
20.
yy'ın en büyük bilimsel keşiflerinden biri, zamanın ve mekanın
izafi olduğunun öğrenilmesidir. Nitekim yüzyılımızın en büyük
bilim adamı olarak kabul edilen Albert Einstein “Rölativite Teorisi”
ile, zamanın izafiyeti kavramını ortaya koymuştur. Zira bu keşfin
yapılmasına dek insanlar mutlak zamanın ve mekanın varlığına inanmışlardır.
Ancak 20. yy’ın başlarında Albert Einstein, zamanın ve mekanın
göreceli olduğunu ispatlamıştır.
Rölativite
teorisi genel anlamıyla, günümüzde yaşadığımız zamanın gerçekte
mutlak olmadığını ortaya koyar. Nitekim bu gerçek pek çok bilim
adamı tarafından defalarca onaylanmıştır. Bu teori ile ilgili
ünlü bilim adamı Isaac Asimov'un tespiti ise şöyledir:
"Einstein'ın
Rölativite Teorilerinin yayınlanmasının üzerinden 84 yıl geçmiştir.
Bu süre içinde teoriler birçok kez testten geçmiştir ve her defasında
Einstein haklı çıkmıştır." (Isaac Asimov, 'Frontiers')
Bilindiği
gibi zaman; duyu organlarımız tarafından ardarda gelen bir takım
olaylar neticesinde hissedilen bir algıdır. Zamanın akışını, etrafımızda
gözlemlediğimiz hareket değişikliklerini birbirlerine kıyaslayarak
anlarız. Sözgelimi güneş doğup battığında, bir gün geçtiğini biliriz.
Ya da evimizden çıkıp sokağın başına kadar yürüdüğümüzde, saatimize
bakarak kaç dakika geçtiğini tesbit edebiliriz. Sebep-sonuç ilişkileri
çerçevesinde meydana gelen tüm olaylar ve çevremizde gözlemlediğimiz
hareketlilik, bize zamanın geçtiğine dair ipuçları verir.
Ancak
insanın bedeninde, zamanın ne hızda aktığını mutlak bir doğrulukla
gösterecek doğal bir saat mekanizması yoktur. Bu nedenle dünyada
yaşadığımız zamanın, aslında ne kadar uzun bir zaman olduğu konusunda
sahip olduğumuz bilgi çok da güvenilir bir bilgi değildir. Nitekim
bu durumu rüya çok güzel bir biçimde açıklar:
İnsan,
gördüğü rüyada, gerçek olduğunu zannederek birçok olay yaşar. Hatta
bazen uyandığında, gördüğü rüyanın etkisinden kurtulamamış olabilir.
Öyle ki insan rüyada gördüklerini saatler sürmüş gibi hissetse de,
rüyası yaklaşık birkaç saniye sürmüştür. Buradan da anlaşılacağı
gibi, zaman psikolojik olarak algılanan ve insan için belirli referanslar
olmaksızın, ne hızla aktığı konusunda kesin bir yargıya varamayacağı
bir algıdan ibarettir. Bir başka deyişle, kişilere ve içinde bulunulan
ortama göre farklı algılanabilen bir kavramdır.
Nitekim
zamanın yaşanan olaya, mekana ve şartlara göre farklı algılanabildiği,
günümüzden 1400 yıl önce Kuran ayetlerinde dikkat çekilmiştir. Kur’an-ı
Kerim 14 asır öncesinden böyle bir anlatımla zamansızlık bilgisine
işaret ettiği halde, "zamansızlık" ve "mekansızlık" kavramları bilim
adamları tarafından ancak bu yüzyılın başlarında anlaşılmıştır.
Nitekim zamanın psikolojik bir algı olduğu gerçeği Kur’an-ı Kerim’in
pek çok ayet-i kerimesinde ţöyle haber verilmektedir:
"Dedi
ki: 'Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?'Dediler ki:
'Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.'"
(Müminun Suresi, 112-113)
Kur’an-ı
Kerim'in daha pek çok ayet-i kerimesinde, zamanın izafi olduğu ortaya
konmaktadır; bununla ilgili çeşitli örnekler de verilmiştir. Örneğin;
Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de mümin bir topluluk olarak bahsettiği
Kehf ehlini bir süre derin bir uyku halinde tutmuş, daha sonra ise
onları bu uykudan uyandırmıştır. Ancak Kehf Ehline ne kadar kaldıkları
sorulduğunda, onlar çok az bir süre kaldıklarını sanmışlardır:
“Böylelikle
mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku
verdik).Sonra
iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini
belirtmek için onları uyandırdık. (Kehf Suresi, 11-12)
“…İçlerinden
bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün
veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki:
"Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; ..." (Kehf Suresi,
19)
Ayet-i
kerimede de görüldüğü gibi zaman sadece bir algıdır. İnsan da yalnızca
Allah'ın taktir ettiği zamana bağımlıdır. Hal böyle iken zamanın
mutlak olduğunu iddia etmek son derece yanlış olacaktır. Nitekim
Allah (c.c) zamanı insana ne şekilde algılatırsa, insan öyle algılamaya
mahkumdur. Allah (c.c) zamanın izafiliğini anlamamız ve dünya hayatının
bir imtihan olduğunu kavrayabilmemiz için bize bir çok delil vermiştir.
Nitekim Kur’an-ı
Kerim’in İsra Suresi’nde, Hz. Muhammed (S.A.V)’in miracından şöyle
bahsedilmektedir:
“Bir
kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i
Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren
O (Allah) yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir.” (İsra Suresi,
1)
Allah
(c.c)’ın bir gece Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’i Mescid-i Aksa’ya
götürmesi, şüphesiz bildiğimiz sebeplerin dışında gerçekleşmiştir.
Çünkü Mescid-i Haram Mekke’dedir; Mescid-i Aksa ise Kudüs’tedir.
Yaklaşık 1250 km.’lik yolun Peygamberimiz döneminde bir gecede aşılması
ise mümkün değildir. Ancak Allah (c.c) hiçbir sebep olmadan Hz.
Muhammed (S.A.V)’e Mescid-i Aksa’yı göstermiştir. Peygamberimiz
daha önce Mescid-i Aksa’yı hiç görmediği halde, Allah (c.c) kendisine
oraya gitmeden bu mekanı göstermiştir.
Ancak
şu gerçek bilinmelidir ki, Allah (c.c) zamandan münezzehtir ve zamanın
dışındadır. Çünkü zamanı yaratan Allah (c.c)’tır. Allah (c.c) zamana
bağımlı olmadığından, O'nun katında herşey olup bitmiştir. Nitekim
Allah (c.c) müminlerin anlayabilmesi için şu hikmetli örneği de
vermektedir:
"Ya
da altı üstüne gelmiş, ıpıssız duran bir şehre uğrayan gibisini
(görmedin mi?) Demişti ki; "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl
diriltecekmiş?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı,
sonra onu diriltti. (Ve ona) demişti ki: "Ne kadar kaldın?" O:
"Bir gün veya bir günden az kaldım" demişti. (Allah ona) "Hayır,
yüz yıl kaldın..." demişti." (Bakara Suresi, 259)
Ayet-i
kerimede zamanın izafi olduğuna dikkat çekilmiş, ancak insanların
zamanı algılarken yanılgıya düşebilecekleri ifade edilmiştir. Bu
örnek dahi zamanın değişken olduğunu anlatmaya yeterlidir. Bu teori
Einstein tarafından ortaya atıldığında bilim çevrelerinde çok büyük
yankı uyandırmıştır, ancak asıl hayret verici olan yüzyılımızda
ortaya çıkarılan bu gerçeğin bir çok Kur’an ayetinde bildiriliyor
olmasıdır.

|