Bilim
dünyasının kabul etmiş olduğu bir gerçek vardır: Bilimin sınırları
dahilinde daha pekçok açıklığa kavuşamamış ayrıntıların yani sırların
var olduğu. Evrimci bilim adamları bu ayrıntılara “sırrı çözülememiş”
deyip geçerler. Oysa kendi yaşamımızla, kendi bedenimizle ilgili
milyonlarca açıklığa kavuşmamış konu evrimci bakış açısı ile bakıldığında
oldukça ürkütücüdür. Var olan ama hangi dengelere bağlı olduğu
ve nasıl meydana geldiği bilinmeyen pekçok sistemin aniden devre
dışı kalması belki yalnızca bir ihtimaldir ama insanın çaresizliğini
apaçık ortaya koymak için yeterlidir. Dünya çapında konusunda
uzman olan bilim adamları böyle bir ihtimali pek düşünmek istemezler.
Çünkü yapı ve sistemlerdeki muazzamlığa zaten kendilerini dahi
tatmin edebilecek bir açıklama getirememişlerdir. Hiçbir yönden
teknik bir açıklamasını yapamadıkları konularda tamamen kayıtsız
kalır ve konu üzerinde düşünmek veya bunu tartışmaya açmak yerine
bir kenarda sessizce bu konuda araştırmalar yapmak ve buna çözümler
aramakla uğraşırlar.
Ta
ki bu yönleri bazı kişilerce deşifre edilinceye kadar.
Amerika’da
kurulan Yaratılış Araştırmaları Enstitüsü (Institude for Creation
Research), Yaratılış Gerçeği üzerinde çalışmalar yapmakta ve çeşitli
etkinliklerle faaliyetlerini sürdürmektedirler. Enstitünün kurucusu
Henry Morris ve başkanı John Morris başlangıç aşamasından itibaren
yaratılış gerçeğini insanlara tanıtmayı bir düstur edinmiş ve
bu yönde olumlu çalışmalarda bulunmuşlardır. Bu enstitü bünyesinde
kurulan fakültenin dekanı Prof. Kenneth Cumming Yaratılışı konu
alan çeşitli bilimsel eserlere imzasını atmıştır ve halen çeşitli
ülkelerde Yaratılış üzerine düzenlenen konferanslara katılmaktadır.
Daha pekçok bilim adamını ve profesörü bünyesinde barındıran enstitüde,
Yaratılışçı etkinlikler hiç ara verilmeden devam etmekte ve oldukça
geniş bir çevreye yayılmaktadır. Bu enstitüye bağlı olan profesör
ve bilim adamlarının arasında Prof. Dr. Duane Gish de bulunmaktadır.
Dünyada büyük bir yankı uyandırmış olan kitabı “Fosiller Hayır
Diyor” (Fossils Say No!) fosil kayıtlarının hiçbir şekilde evrim
için bir delil olamayacağını gösteren önemli bir çalışmadır.
Evrim
çevrelerinde büyük olay yaratan bu çalışmalar, başladığı dönemde
kuşkusuz dünya için beklenmeyen bir gelişmedir ve tüm dünyaya
yaratılış gerçeğinin ne kadar büyük bir güruh tarafından benimsenmiş
olduğunu açıkça göstermektedir. Yine Amerika’da bu tip çalışmaları
başlatan ve büyük bir istikrarla sürdüren gruplardan bir tanesi
de “Yaratılış Araştırmaları Topluluğu”dur (Creation Research Society).
Bu topluluk bünyesinde yapılan çalışmalar ve etkinlikler de yine
evrim yanılgısını gözler önüne sermek ve bilimin tam anlamıyla
Allah’ın varlığına işaret ettiğni göstermektedir.
Bütün
bu çalışmalar ve hareketlenmelerin ışığında bilim adamlarının
pek çoğu, artık kendi fikirlerini rahatça açıklayabildikleri birtakım
çalışmalarda bulunmakta ve evrim yanılgısını insanlara tanıtabilecekleri
etkinliklerde bulunmaktadırlar. Bunlardan en ünlülerinden bir
tanesi, Amerikalı biyofizik profesörü Michael J. Behe’dir. Behe,
bilimin ince detaylarını ve mikrobiyolojiyi tanıdıkça bütün bunların
evrim ile açıklanamayacağını, ortada ‘bilinçli bir dizayn’ın açıkça
var olduğunu kanıtlamıştır. Mikrobiyolojiyi tüm detaylarıyla inceleyen
Behe araştırmalarının sonucunda böyle karmaşık bir dünyayı evrimin
kesinlikle açıklayamayacağını, aşama aşama gelişen düzenli bir
evrimsel sürecin asla bir canlıyı oluşturamayacağını açıklamıştır.
Nitekim
doğadaki dengeye ve muazzam düzene bir cevap aramaya çalışan ve
tarafsız gözlemleri olan bir kişinin “bilinçli dizayn” gerçeğine
ulaşması çok doğaldır. Bu gerçek bilimin, birtakım bilimsel kılıf
altında üretilmiş kuramlara değil, sadece Yaratılışa işaret ettiğini
göstermektedir.
Bu
yöndeki çalışmalar gitgide ilerlemekte, gelişmekte ve evrimci
çevreler gitgide gelişen bu çalışmalara karşı bir yenilik geliştirememektedirler.
Bu yönde dünya çapında enstitüler kurulmakta, Michael Behe, Michael
Denton, Francis Hitching gibi evrim karşıtı bilim adamlarının
sayısı çoğalmakta ve etkileri gün geçtikçe daha da artmaktadır.
Evrim teorisi ve taraftarları bir köşeye sıkışmakta, aleyhlerindeki
bu başarılı çalışmalardan tedirgin olmaktadırlar. Daha önce olduğu
gibi fikirlerini yayabilmek için türlü yöntemler geliştirememekte,
ortaya attıkları her iddiada akılcı ve evrimi hiç tahmin etmedikleri
yönden devre dışı bırakacak cevaplar almaktadırlar. Bu gelişim
günler geçtikçe daha da artacak, etkisi daha geniş bir çevreye
yayılacak ve Yaratılış gerçeği artık çok daha büyük bir kitle
tarafından tanınacaktır. Ülkemizdeki bilinçlenme bunun bir göstergesidir.
İleri görüşlü ve araştırmacı Türk gençliği artık bir takım hezeyanlara
kapılıp kendilerine doğru olarak empoze edilmeye çalışılan safsatalara
körü körüne inanmamakta, gerçekleri araştırmakta ve karşılaştıkları
doğrulara kayıtsız kalmamaktadır.
İnkar
edenlerin çabaları mutlaka sonuçsuz kalacaktır. Bu, Kuran ile
bizlere haber verilmiş olan bir gerçektir. Bizler günler ilerledikçe
ayetlerin tecellilerini görmekte, Allah’ın vaadinin doğruluğuna
şahit olmaktayız. İnkarcıların yıllarını adayarak kurmuş oldukları
tuzaklar ve düzenler inanılmaz bir biçimde yerle bir olmakta,
uzun zamandır evrimci çevreler tarafından kabul edilmemeye çalışılan
gerçekleri artık insanların önemli bir bölümü açıkça görmektedirler.
Yılların emeği ile oluşturmaya çalıştıkları ve bir aldatmaca olduğunu
kendileri de bildikleri halde büyük bir inançla savundukları evrim
teorisi müthiş bir çöküntüye uğramakta, bu durum evrim taraftarları
arasında eşi benzeri görülmemiş bir tedirginlik yaratmaktadır.
Oysa bu inkarcı yöntemi savunanlar önemli bir gerçeği ciddi şekilde
ihmal etmektedirler: Allah dünya üzerinde inkarcıların tuzaklarına
karşı bir tuzak kuracağını ve onları asla zafere ulaştırmayacağını
bildirmektedir. Bu gerçekten habersiz insanlar, dünya hayatları
boyunca bozguna uğramaya ve Yaratılışın muhteşemliği ile karşılaşmaya
mahkumdurlar.