Yaratılışçı Hareketler - 2

Bilim dünyasının kabul etmiş olduğu bir gerçek vardır: Bilimin sınırları dahilinde daha pekçok açıklığa kavuşamamış ayrıntıların yani sırların var olduğu. Evrimci bilim adamları bu ayrıntılara “sırrı çözülememiş” deyip geçerler. Oysa kendi yaşamımızla, kendi bedenimizle ilgili milyonlarca açıklığa kavuşmamış konu evrimci bakış açısı ile bakıldığında oldukça ürkütücüdür. Var olan ama hangi dengelere bağlı olduğu ve nasıl meydana geldiği bilinmeyen pekçok sistemin aniden devre dışı kalması belki yalnızca bir ihtimaldir ama insanın çaresizliğini apaçık ortaya koymak için yeterlidir. Dünya çapında konusunda uzman olan bilim adamları böyle bir ihtimali pek düşünmek istemezler. Çünkü yapı ve sistemlerdeki muazzamlığa zaten kendilerini dahi tatmin edebilecek bir açıklama getirememişlerdir. Hiçbir yönden teknik bir açıklamasını yapamadıkları konularda tamamen kayıtsız kalır ve konu üzerinde düşünmek veya bunu tartışmaya açmak yerine bir kenarda sessizce bu konuda araştırmalar yapmak ve buna çözümler aramakla uğraşırlar.

Ta ki bu yönleri bazı kişilerce deşifre edilinceye kadar.

Amerika’da kurulan Yaratılış Araştırmaları Enstitüsü (Institude for Creation Research), Yaratılış Gerçeği üzerinde çalışmalar yapmakta ve çeşitli etkinliklerle faaliyetlerini sürdürmektedirler. Enstitünün kurucusu Henry Morris ve başkanı John Morris başlangıç aşamasından itibaren yaratılış gerçeğini insanlara tanıtmayı bir düstur edinmiş ve bu yönde olumlu çalışmalarda bulunmuşlardır. Bu enstitü bünyesinde kurulan fakültenin dekanı Prof. Kenneth Cumming Yaratılışı konu alan çeşitli bilimsel eserlere imzasını atmıştır ve halen çeşitli ülkelerde Yaratılış üzerine düzenlenen konferanslara katılmaktadır. Daha pekçok bilim adamını ve profesörü bünyesinde barındıran enstitüde, Yaratılışçı etkinlikler hiç ara verilmeden devam etmekte ve oldukça geniş bir çevreye yayılmaktadır. Bu enstitüye bağlı olan profesör ve bilim adamlarının arasında Prof. Dr. Duane Gish de bulunmaktadır. Dünyada büyük bir yankı uyandırmış olan kitabı “Fosiller Hayır Diyor” (Fossils Say No!) fosil kayıtlarının hiçbir şekilde evrim için bir delil olamayacağını gösteren önemli bir çalışmadır.

Evrim çevrelerinde büyük olay yaratan bu çalışmalar, başladığı dönemde kuşkusuz dünya için beklenmeyen bir gelişmedir ve tüm dünyaya yaratılış gerçeğinin ne kadar büyük bir güruh tarafından benimsenmiş olduğunu açıkça göstermektedir. Yine Amerika’da bu tip çalışmaları başlatan ve büyük bir istikrarla sürdüren gruplardan bir tanesi de “Yaratılış Araştırmaları Topluluğu”dur (Creation Research Society). Bu topluluk bünyesinde yapılan çalışmalar ve etkinlikler de yine evrim yanılgısını gözler önüne sermek ve bilimin tam anlamıyla Allah’ın varlığına işaret ettiğni göstermektedir.

Bütün bu çalışmalar ve hareketlenmelerin ışığında bilim adamlarının pek çoğu, artık kendi fikirlerini rahatça açıklayabildikleri birtakım çalışmalarda bulunmakta ve evrim yanılgısını insanlara tanıtabilecekleri etkinliklerde bulunmaktadırlar. Bunlardan en ünlülerinden bir tanesi, Amerikalı biyofizik profesörü Michael J. Behe’dir. Behe, bilimin ince detaylarını ve mikrobiyolojiyi tanıdıkça bütün bunların evrim ile açıklanamayacağını, ortada ‘bilinçli bir dizayn’ın açıkça var olduğunu kanıtlamıştır. Mikrobiyolojiyi tüm detaylarıyla inceleyen Behe araştırmalarının sonucunda böyle karmaşık bir dünyayı evrimin kesinlikle açıklayamayacağını, aşama aşama gelişen düzenli bir evrimsel sürecin asla bir canlıyı oluşturamayacağını açıklamıştır.

Nitekim doğadaki dengeye ve muazzam düzene bir cevap aramaya çalışan ve tarafsız gözlemleri olan bir kişinin “bilinçli dizayn” gerçeğine ulaşması çok doğaldır. Bu gerçek bilimin, birtakım bilimsel kılıf altında üretilmiş kuramlara değil, sadece Yaratılışa işaret ettiğini göstermektedir.

Bu yöndeki çalışmalar gitgide ilerlemekte, gelişmekte ve evrimci çevreler gitgide gelişen bu çalışmalara karşı bir yenilik geliştirememektedirler. Bu yönde dünya çapında enstitüler kurulmakta, Michael Behe, Michael Denton, Francis Hitching gibi evrim karşıtı bilim adamlarının sayısı çoğalmakta ve etkileri gün geçtikçe daha da artmaktadır. Evrim teorisi ve taraftarları bir köşeye sıkışmakta, aleyhlerindeki bu başarılı çalışmalardan tedirgin olmaktadırlar. Daha önce olduğu gibi fikirlerini yayabilmek için türlü yöntemler geliştirememekte, ortaya attıkları her iddiada akılcı ve evrimi hiç tahmin etmedikleri yönden devre dışı bırakacak cevaplar almaktadırlar. Bu gelişim günler geçtikçe daha da artacak, etkisi daha geniş bir çevreye yayılacak ve Yaratılış gerçeği artık çok daha büyük bir kitle tarafından tanınacaktır. Ülkemizdeki bilinçlenme bunun bir göstergesidir. İleri görüşlü ve araştırmacı Türk gençliği artık bir takım hezeyanlara kapılıp kendilerine doğru olarak empoze edilmeye çalışılan safsatalara körü körüne inanmamakta, gerçekleri araştırmakta ve karşılaştıkları doğrulara kayıtsız kalmamaktadır.

İnkar edenlerin çabaları mutlaka sonuçsuz kalacaktır. Bu, Kuran ile bizlere haber verilmiş olan bir gerçektir. Bizler günler ilerledikçe ayetlerin tecellilerini görmekte, Allah’ın vaadinin doğruluğuna şahit olmaktayız. İnkarcıların yıllarını adayarak kurmuş oldukları tuzaklar ve düzenler inanılmaz bir biçimde yerle bir olmakta, uzun zamandır evrimci çevreler tarafından kabul edilmemeye çalışılan gerçekleri artık insanların önemli bir bölümü açıkça görmektedirler. Yılların emeği ile oluşturmaya çalıştıkları ve bir aldatmaca olduğunu kendileri de bildikleri halde büyük bir inançla savundukları evrim teorisi müthiş bir çöküntüye uğramakta, bu durum evrim taraftarları arasında eşi benzeri görülmemiş bir tedirginlik yaratmaktadır. Oysa bu inkarcı yöntemi savunanlar önemli bir gerçeği ciddi şekilde ihmal etmektedirler: Allah dünya üzerinde inkarcıların tuzaklarına karşı bir tuzak kuracağını ve onları asla zafere ulaştırmayacağını bildirmektedir. Bu gerçekten habersiz insanlar, dünya hayatları boyunca bozguna uğramaya ve Yaratılışın muhteşemliği ile karşılaşmaya mahkumdurlar.

“Böylece biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli- düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar.” (Enam Suresi, 123)