Tebrik Ediyorum

Bilim, yaşamın devamı için gerçekleşmesi zorunlu olan tüm olayları anlayabilmeyi ve bu olayların gerçek yönünü ortaya çıkarabilmeyi hedefler. Bilimin, kainata hakim olan sistemin parçalarını ayrı ayrı dallar altında asırlardır incelemesinin sebebi budur. Olayların görünen şeklini sistematik bir sorgulamayla izleyerek, bu olayların ardındaki gerçeğe ulaşmak. Örneğin hücrenin nasıl bir sistemle çalıştığını yani işleyiş şeklini ortaya çıkarmak bilimin sahasına girer. Ancak bilimin yıllar süren bir çalışmayla bu sorunun cevabını ortaya çıkarmak istemesinin sebebi, hücrenin işleyiş şekline hakim olan sırların ardındaki gerçeği ortaya çıkarmaktır. Yani bilgide ulaşabileceği en son sınıra kadar gitmek ve yolun sonunda ne olduğunu tespit etmektir.

İşte bilim bunu, bulunan verileri çok akılcı bir mantık çerçevesinde birbirini takip eden soru - cevap yöntemiyle sentezleyerek yapar. Dünya tarihinin en önemli buluşları da, bilim adamlarının düşünüp, muhakeme ederek, kendi kendine sorular sorması ve bu soruların cevaplarını takip etmesi neticesinde ortaya çıkarılabilmiştir. Örneğin atom, “maddeyi durmadan bölersek bu işin sonu nereye varır?” sorusunun cevabı merak edildiği için bulunabilmiştir. Daha sonra, atomun bir çekirdeğin etrafında dönen elektonlardan oluştuğu ve aralarında da bir çekim olduğu tespit edilmiş ve “neden elektronlar çekirdeğe yapışmıyor?” sorusu merak edildiği için araştırmalar sonucunda ortaya “Bohr atomu modeli” çıkmıştır. Yani elektronların bazı özel yörüngeleri işgal edebileceği gerçeği. Ve bu “neden ve nasıllar” böylece devam edip gitmiştir. Ta ki 20.yy’da son noktaya gelip dayanana kadar... Bilim, aradığı gerçeğe ulaşmak için sorduğu soruların sonuna gelmiş ve en sonunda asırlardır yapılan araştırmaların neticesi tek bir noktaya gelip dayanmıştır. Bu sonuç evrenin her hoktasına hakim olan inkar edilemez “DİZAYN” dır.

Yaşam kanunlarını asırlar evvel, havadan, sudan, ateşten, ışıktan, evrenden, ya da insandan yola çıkarak araştırmaya başlayan bilim dallarının yolları, 20. yy’a geldiğinde tek bir noktada kesişmiştir. Bu nokta; canlılığın şuurlu bir tasarım yani dizayn sonucu ortaya çıktığı gerçeğidir. İşte bilim kendine en son soruyu bu konuda sormuş ve “peki ama bu bilinçli dizayn nasıl ortaya çıktı?“ sorusunun cevabı bilim adamlarını Allah’ın varlığı ile karşı karşıya bırakmıştır. İşte bu, dünya tarihinde yapılan tüm bilimsel çalışmaların zafer anıdır. Çünkü bilim hedefini gerçekleştirmiş ve olayların ardındaki gerçeği, yüzyıllar süren bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkarmıştır. Bu, asırlar süren bir çabanın neticelendiği bir andır. Amerikalı mikrobiyolog Michael J. Behe, bilimsel çalışmaların ortaya çıkardığı “dizayn” yani “yaradılış” gerçeğinin, tüm dünyada bilim adamlarının ağzından çıkan “Eureka”(buldum) çığlıklarıyla kutlanması gerektiğini ifade etmiş ama ardından da şu gerçeği dile getirmiştir.

“ ..Hiç bir kutlama yapılmadı, eller çırpılmadı. Hücredeki aklın ortaya çıkışının ardında, bu karmaşıklık sessizlik ve utanç dolu bir tereddütle karşılanmıştır.

...Bilimsel çevreler neden bu müthiş buluşu kabullenemiyor? Dizaynın gözlemlendiği bu gerçeklik, neden entellektülellerce sahiplenilmiyor? Bu ikilem şurada yatıyor, filin bir tarafı akıllı dizayn derken bir tarafı da Yaratıcıyı gösterecektir.”

Yani bir kısım çevreler bilimin ortaya çıkardığı “Allah’ın varlığı” gerçeğinden rahatsızlık duymakta ve bu konuyu dile getirme konusunda kendini geri çekerek bilimsel realitelerin üstünü çürük bir takım izahlarla örtbas etmeye çalışmaktadır. Çünkü “gerçeği görmek” ayrıdır, “ne gördüğünü” dürüstçe açıklayabilmek daha farklıdır. Gerçeği görüp farkedenler çoktur ama farkettiklerini anlatabilme cesaretine sahip olanlar çok azdır. İşte Finansal Forum’un yazarlarından olan Sayın Cüneyt Ülsever’in, 28 ve 29 Temmuz tarihli “Bilim Tanrı’yı Yeniden Buluyor” yazılarında gördüğüm kadarıyla, Sayın Ülsever gördüğü ve farkettiği gerçekleri dürüstçe açıklama cesareti gösteren bu nadir kişilerden biridir. Yazısında, bilim adamlarının yaptıkları araştırmalar ve gözlemleri sonucunda kafalarında büyük bir Yaratıcı olduğu gerçeğinin belirmeye başladığına dair alıntılar yapmıştır. Ve onların görüşlerine kendi değerli fikir ve yorumlarını da ekleyerek, dinin karşısında yer alan insanları akılcı olmaya ve gerçekleri görmeye davet etmiştir.

“Daha önce “Tanrı tanımaz” olan bilim adamlarından Allah’a inanmaya başlayanların sayısında son zamanlarda büyük bir artış olduğunu” belirten Sayın Ülsever, Einstein’ın “Dinsiz bilim sakattır..” sözünün gerçeği ifade ettiğine de şu cümleleriyle dikkat çekmiştir..

“ ...ben, ünlü “relativite teorisi” ile Isaac Newton’un, kosmosun mekanik tarifini veren teorisini altüst ettikten sonra Albert Einstein’in sarfettiği sözleri ciddiye alıyorum.”

Sayın Cüneyt Ülsever’in dünyada yankı uyandıran büyük buluşların, insanları Allah’a yakınlaştırdığı ve ‘Yaradılışı alternatifsiz olarak kabul etmeye başlattığı’ gerçeğinin önemle vurgulandığı “Bilim Tanrı’yı yeniden buluyor!” başlıklı yazısı, bir gazetecinin Türk insanına karşı üzerine düşen sorumluluğu en eksiksiz şekilde yerine getirmek istemesinin çok güzel bir örneğidir.

Sayın Cüneyt Ülsever’i tebrik ediyorum.