Allah'ın "Sani" Sıfatının Tecellisi; Renkler

Kur'an-ı Kerim'in Allah (c.c) katından gönderilme hikmetlerinden biri, insanları düşünmeye davet etmektir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in yüzlerce ayet-i kerimesi, insanları çevrelerinde gördükleri mükemmellikleri düşünmeye çağırır. İnsan evrende var olan gelişmeleri incelemeye başladığında, kusursuz bir ölçü ve büyük bir sanatla karşılaşır.

Allah’ın tüm kainatta yarattığı güzelliklerden biri de renklerdir. Denizin binlerce metre derinliklerinden, gökyüzünün uçlarına kadar her yerde Cenab-ı Allah’ın yarattığı çeşitli renkler Allah’ın Sani (Sanatçı, nihayetsiz güzellikleri sanatının içinde yaratan) sıfatının tecellileridir.

"Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır." (Nahl Suresi, 13)

Allah’ın renkleri yaratış şekli ise hem O’nun Yüce ilminin hem de sonsuz aklının bir tecellisidir. İnsanın renkleri nasıl algıladığı sorusu, pek çok bilim adamı tarafından uzun yıllar araştırılmıştır. Bunun sonucunda ise varılan sonuç hayli ilginçtir; çünkü bu sonuca göre renkler sadece ışıktır. Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için teknik açıklaması faydalı olacaktır: insanın renk olarak algıladığı, aslında farklı dalga boylarındaki ışık parçacıklarının beyindeki yorumlarından başkası değildir. Yani kırmızı bir çiçek ile mavi bir masa arasındaki renk farkı, yalnızca bu cisimlerden gelen ışınların dalga boyları arasındaki farklılıktan ibarettir.

Foton en basit tanımıyla, "ışık parçacığını" ifade eder. Nitekim evrendeki yıldızların hepsi birer foton kaynağıdır.

Bir cismin rengi, o cisimden yansıyarak gözümüze ulaşan ışıkların bir karışımıdır. Işığın farklı dalga boylarının beyin tarafından ayrı ayrı yorumlanması sonucunda renk kavramı doğar. Güneşten gelen ışık parçacıkları herhangi bir maddeye çarptığında, ışığın bir kısmı madde tarafından emilir. Emilmeyen diğer kısım ise maddeye çarpıp dışarı yansır . Cisimden dışarı yansıyan ışık, gözün retinasına çarpar. Retinaya çarpan bu ışık sinir akışına dönüşür ve beynimize kadar ulaşıp görüntüyü oluşturur. Nitekim gözün içinde, “ışık alıcısı” olarak görev yapan retina, dalga boylarını ayırt ederek renkleri görmemizi sağlar.

Kırmızı, mavi ve yeşil doğada bulunan üç ana renktir. Bu renklerin farklı kombinasyonlarda ve tonlarda biraraya gelmeleri sonucunda diğer renkler oluşur. Sözgelimi kırmızı ve yeşil renk birbiriyle karıştırıldığında, ortaya sarı renk çıkar. Üç ana rengi algılayan hücrelerin farklı şiddetlerde ve kombinasyonlarda uyarılmaları ile insan hayatındaki bütün renkler oluşur.

Göz, karşılaştığı görüntünün aynı anda hem siyah-beyaz, hem de renkli fotoğrafını çeker. Bu olay şöyle gerçekleşir: retina tabakasında bulunan çubuk hücreleri, görülen şeklin siyah-beyaz görüntüsünü tesbit ederler ve nesnenin sahip olduğu biçimi ayrıntılı olarak algılarlar. Koni hücreleri ise nesnenin biçimini değil "renklerini" tesbit ederler. Bunun sonucunda her iki hücreden alınan sinyallerin değerlendirilmesiyle, dış dünyanın görüntüsü, şekiller ve renkler halinde beyinde oluşur.

Nitekim insan bir cisme baktığında, o cismin gerçek rengini gördüğünü zanneder. Halbuki aslında gözüne ulaşan sadece farklı dalga boylarını görmektedir. Bu farklı dalga boylarını renklere çeviren beynimizdir. Beyin, cisimlerden gelen elektrik sinyallerini üç boyutlu renkli görüntüler olarak yorumlar. Bir başka deyişle insanın gülü kırmızı görmesinin nedeni, gülün yansıttığı dalga boyunun beyin tarafından kırmızıya dönüştürülmesidir. Işığın farklı dalga boylarının beyin tarafından ayrı ayrı yorumlanması sonucunda renk kavramı doğar.

Renklerin, ışığın farklı dalga boylarının beyin tarafından farklı şekillerde yorumlanmasıyla oluştuğunu söyledik. Burada bilinmesi gereken bir diğer konu da şudur; İnsanlar sadece belirli boylardaki dalga boylarını görebilirler. Örneğin insanlar farklı dalga boyunda olan morötesi ve kızılötesi ışınları göremezler. Halbuki bu ışınların gösterdikleri görüntüler ve renkler bizim gördüğümüz dünyadan çok daha farklıdır. Veya hayvanlar farklı dalga boylarını farklı şekillerde algıladıkları için örneğin atlar gökyüzünü gri görürler, timsahların bütün dünyası siyah – beyazdır.

İnsanlar sadece Allah’ın kendilerine tanıttığı renkleri bilirler. Ancak Allah’ın sonsuz yaratma gücü bizim bilmediğimiz sonsuz güzelliği yaratmaya kadirdir. Yaşadığımız dünya içerisinde renk diye bir nimetin var olması ve bu renklerin canlı-cansız tüm varlıklar üzerinde en uyumlu şeklide bulunmaları, üstün ve güçlü olan Allah (c.c)'ın lütfu sayesinde olmaktadır. Bir tavuskuşunun veya papağının uyumlu ve gözalıcı renkleri, gülün kırmızılığı, gökyüzünün dinlendirici mavisi, gözalabildiğince uzanan yeşillikler, meyvelerin renkleri ve daha saymakla bitmeyecek kadar güzellikteki renk çeşitliliği düşünebilen insanlar için Allah’ın yaratışına delillerdir.

"Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık). İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır." (Fatır Suresi, 27-28)