Ozon Tabakası

Dünya, insanların ve diğer tüm canlıların yaşamını devam ettirebilmesi için en uygun koşullara sahip olarak yaratılmıştır. Yaşam, şu an dünya üzerinde mevcut olan fizik şartların ancak, tümünün birarada olmasıyla devam edebilir. Hava, canlıların soluyabileceği, su, içebileceği, toprak ise ürün alabileceği bir yapıya sahiptir. Herşey bir düzen içerisinde, yerli yerindedir. Ve dünya kusursuz bir yaratılışın, çok ince bir plan ve aklın ürünü olduğunu birçok delil ile ortaya koymaktadır. Ne var ki bu delilleri görebilmek, akıl yoluyla derin derin düşünmek ve her ayrıntıdaki olağanüstü yaratılışın izlerini yakalamak ile mümkündür. Gafletle bakan bir göz elbette detaylardaki aklı farketmekten çok uzak olacaktır.

Dünya üzerindeki çeşitli katmanlardan oluşan atmosfer, yaşamın devamı için ne derece düzenli ve kompleks bir sistemin var olması gerektiğini gösteren çok çarpıcı bir örnektir. Ama bunun yanısıra, dünyayı, tek bir canlı organizmanın bile bulunmadığı diğer gezegenlerden ayıran milyonlarca detaydan sadece bir tanesidir.

Atmosfer, çeşitli maddelerin, en uygun miktarlarda biraraya gelmesiyle oluşmuştur. Sadece atmosferdeki hassas ayarlar dahi insanların, yaratılıştaki bilinçli düzenlemenin varlığını anlayıp görebilmeleri için yeterli bir örnektir.

Her katmanı farklı bir görev üstlenen atmosfer, dünya kütlesinin milyonda biri kadardır. Güneşten çıkan ışınlar uzayı geçerek atmosfere girince arka arkaya birçok işlem meydana gelir. Işınların bir kısmı bulutlar tarafından yutulur, bir kısmı dağılır, bir kısmı uzaya geri döner ve bir bölümü de yeryüzüne erişir. Yerküre Güneşten aldığı bu enerjiyi kullanır ve bu sayede yaşam sürer. Atmosfer güneşten gelen ışınları dağıtarak ortamı aydınlatır. Ses bu ortamda yayılır. Ateş bu havada yanar. Güneş sisteminde bulunan diğer gezegenlerden hiçbirinin sahip olmadığı atmosfer dünyamızı ve bizleri sayısız tehlikeden (göktaşları, ultraviyole ışınlar vs..) korur, canlılığın devamı için gerekli olan hassas dengenin sağlanmasına yardımcı olur. Tıpkı “koruyucu bir tavan” görevini görür.

Kuşkusuz atmosferin tüm tabakaları bu dengenin sağlanması için gereklidir. Ama atmosfer içinde bulutsuz, kuru ve soğuk bir tabaka olan statosferde hayatın devamı için büyük önem taşıyan ayrı bir bölüm vardır ki burası, koyu yeşil renkli, yanıcı ve çok zehirli bir gazdan oluşan “ozon tabakası”dır. Uzay çağı teknolojisini yakaladığı için kendisinin herşeyden bağımsız, güçlü bir varlık olduğunu, hayatı kendisine veren bir Yaratıcı’nın bulunmadığını ve bu yaşamın sahibi olarak istediği şekilde yaşayabileceğini iddia eden birtakım insanların, nasıl gülünç bir iddia içinde olduklarını anlamak için, bu ince gaz tabakasının varlığı tek başına yeterlidir. Zira bu tabaka bir atmosfer basınç altında yani normal hava basıncında sıkıştırıldığında ancak 3 mm kalınlığında bir örtü oluşturur. Ama bu kadar az bir yer tutmasına rağmen yaşamın devamı üzerinde çok önemli bir rol oynar. Ve bu iddialarda bulunan insanların çoğu bu tabakanın varlığından dahi henüz bu yüzyılda haberdar olmuşlardır.

Ozon tabakasının en önemli görevlerinden biri güneşten gelen morötesi ışınların büyük bölümünü süzmesidir. Ozon molekülleri bu son derece zararlı ışınlara karşı filtre görevi yapmaktadır. Ozon tabakası güneşten gelen morötesi ışınların büyük bir bölümünü yutar; geriye ancak yeterli miktardaki ışınların yeryüzüne ulaşmasına izin verir. Ve böylece atmosferin ısı dengesine katkıda bulunur. Güneşten gelen güçlü ve zararlı ultraviyole ışınlarının böylesine ince bir tabaka tarafından tutuluyor olması, ozonun adeta bir perde olarak dünyayı çevrelemesi son derece ilginçtir.

Oysa hiçbir insan bu tabakanın atmosferin yapısında bulunması konusunda söz sahibi olmamıştır. Kimse gökyüzünde güneş ışınlarına karşı böyle bir korumanın olması gerektiği hakkında bir bilgiye sahip değildir. Hatta ozon tabakasının herhangi bir şekilde zarar görmesi durumunda bile insanlar ne yapacaklarını kestirememektedirler. Böylesine ayrıntılı ve tam canlıların ihtiyaçlarına yönelik olan bir sistemi onlar adına düşünen, planlayan ve var eden bir akıl sahibine son derece muhtaçtırlar. Çünkü bu akıl gazları oluşturan atomlarda mevcut olamaz; atomlardan oluşan moleküllerde, elementlerde, suda, taşta, toprakta kısacası tabiatın hiçbir yerinde de olamaz. O halde bu aklın bütün bunların dışında olması ve yaşam sisteminin sayılan tüm bu parçaları üzerinde de hakim olması parçaları yaratıp bir ahenk içinde biraraya getirmesi gerekmektedir. İşte doğal bir mantık zinciriyle ortaya çıkan sonuç: Bu aklın sahibinin, hem yeri, hem göğü, hem de bu ikisi arasında bulunan tüm varlıkları var eden bir Yaratıcıya ait olduğudur...