Materyalizmin
Tutunduğu Son Dal da Kırılmıştır…
Evrenin,
tüm canlılığın ve kendilerinin üstün bir Yaratıcı tarafından yoktan
var edildiğini kavramaktan aciz evrimci zihniyetler baştan kaybedilmiş
bir davanın beyhude avukatlığını yapmakla küçük düşmektedirler.
Aklı başında her insanın rahatlıkla idrak edebildiği Yaratılış
Gerçeği’ni yalnızca inkar sistemi üzerine kurulu felsefeleri gereği
redederler. Çünkü evrimi reddetmeleri demek, Yaratıcı’yı kabul
etmeleri demektir, Yaratıcı’yı kabul etmeleri demek ise dini kabul
edip bu sorumluluğun altına girmeleri demektir. Oysa buna ne kibirleri,
ne nefisleri, ne de bağlı bulundukları felsefe ve değer yargıları
izin vermez. Bu nedenle yapacakları tek şey kalır: Her ne olursa
olsun tüm canlılığın Allah tarafından yoktan var edildiği gerçeğini
inkar etmek. İşte bu uğurda küçük düşmeyi, yalan söylemeyi, sahtekarlık
yapmayı, insanları aldatmayı ve bilim adına yalan söylemeyi dahi
göze alırlar.
Materyalist
felsefeye olan bu bağlılıkları onları bu noktaya getirmiştir.
Üstün bir Yaratıcı’ya imandan kaçmak isterken aslında materyalizme
yani maddeye iman ederler. Bir tek ilahın boyunduruğuna girmemek
uğruna birçok puta (materyalizm, kendi sapkın bilim anlayışları,
heva ve hevesleri v.b.) hizmet ederler. Allah onların durumunu
Kuran’da şöyle bildirmiştir:
Allah
(ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz
ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir
adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin
durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar.
(Zümer Suresi, 29)
Yoksa
evrenin tümüne hakim olan Yaratıcı’nın delillerini görmemek mümkün
değildir. Ancak onlar bu saplantıları nedeniyle artık körleşmişleridir.
Bu körlük de Kuran’da şöyle bildirilmiştir:
Öyleyse
sağır olanlara sen mi dinleteceksin veya kör olan ve açıkça bir
sapıklık içinde bulunanı hidayete erdireceksin? (Zuhruf Suresi,
40)
Elbette
dini kabul etmemelerinin birçok sebebi vardır. Herşeyden önce din
güzel ahlaklı olmayı şart koşar. Bunun içine şefkat, merhamet, fedakarlık,
adalet, dürüstlük v.b. hepsi girer. Kuran'ın güzel ahlak anlayışı
bu sayılan değerlerin maksimum derecede yaşanmasını hedefler. Oysa
böyle bir durumda inkarcıların tüm çıkarları tehlikeye girecektir.
Kendisinden küçük gördüğü bir kişiyle yemeğini paylaşmak, yakınları
ve hatta kendisi aleyhinde olsa dahi hakkı gözetmek, ticarette ölçüyü
tartıyı tam tutmak, kaş göz işaretiyle alay etmemek, müminlerin
çıkarlarını kendi çıkarlarından üstün tutmak hiç kuşkusuz bu insanlara
ağır gelecektir. Hepsinden ziyade Allah'a karşı boyun eğici olmak,
O'na kulluk etmek ve O'nun kullarına karşı da alçakgönüllü olmak
bu zihniyetteki insanlarla bağdaşmayan yüce değerlerdir. Allah bu
insanların büyüklenmesine karşılık şunu öğütlemiştir:
Yeryüzünde
böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara
boyca ulaşabilirsin. (İsra Suresi, 37)
Dinsizlik
ise Allah'ı bırakıp, heva ve heveslerini ilah edinen bu insanlara
her şeyi mübah kılıp, işlerini kolaylaştıracaktır. Eğer kişi kendisine
ölümden sonra yaşam olmadığını, yalnızca bu dünya hayatının var
olduğunu ve hiç kimseye hesap vermeyeceğini telkin ederse bu taktirde
her türlü ahlaki sınırı aşması, nefsinin azgınca isteklerinin ve
tutkularının ardından gitmesi kolaylaşacaktır. Böylece bilinçaltlarında
kendilerine dinsizlik ve ahlaksızlık için zemin hazırlarlar. Amaç
hiçbir otorite tanımamaktır. Vicdani bir suçluluk duymamak için
bunu diğer insanlara da telkin eder ve konuyu felsefeleştirirler.
Ama bunun altındaki temel mantık aynıdır: İblis'in mantığıdır bu...
Kendilerine Şeytan’ı örnek alanlar varlığı tartışmasız olan "Din
Günü"nde de onu izleyecek ve sonsuza dek kalmak üzere onunla birlikte
cehenneme gireceklerdir. Tüm evreni ve insan da dahil bütün canlıları
yoktan var eden Allah inkarcılar için de sonsuza dek kalmak üzere
bir mekan yaratmıştır. Böylece Allah'ın sonsuz adaleti tecelli eder.
Bugün nefislerinin küçük isteklerini tatmin için inkara sapanlar
o dehşetli gün geldiğinde kurtulmak için en yakınlarını, sahip oldukları
herşeyi ve hatta tüm dünyayı fidye olarak vermek isteyecekler ama
bu istekleri kabul edilmeyecektir. Binlerce kez "yok oluşu" isteyip
çağıracaklar ama isteklerine icabet edilmeyecektir. Çünkü o artık
geri dönüşü mümkün olmayan hesap günüdür.
Hal
böyle iken Yaratılış Gerçeği’ne karşı savaş açmış olan evrimci zihniyetin
kendilerin karda bilmeleri komik ve anlamsızdır. Dünyada belki gerçeklere
karşı gözlerini kapayıp, kulaklarını tıkayabilirler ama ahirette
ayetlerde de ifade edildiği gibi, artık görüş gücü keskinleşir,
hiçbir pişmahlık fayda vermez. Ahirette kendilerini büyük bir aşağılanmanın
beklediği bu insanlar aslında dünyada da aşağılanmaya mahkumdurlar.
Yaratılış karşısında getirdikleri misallerle kendi kendilerini bu
duruma sokarlar. Örneğin bazı büyük kara hayvanlarının (ayı) avlanmak
için suya girip bir müddet sonra balinaya dönüştüğünü, dinozorların
kanatlanıp uçtuğunu iddia eden bir zihniyetten saygınlık beklemek
de, bu zihniyete saygı duymak da anlamsızdır. Günümüz inkarcıları
da köhnemiş ideolojileriyle 6-7 milyar insan arasında bir avuç kalmalarına
rağmen, acınacak hallerini görmekten acizdirler. Tutundukları son
dal olan “Evrim Teorisi”nin de kırılması üzerine boşluğa doğru düşmeye
başlamışlarıdır. Çünkü evrim gerek biyolojik gerek siyasi gerekse
teknik yönden çıkmazdadır. Belki 1,5 asır boyunca çeşitli yalanlar
ve sahtekarlıklarla bir kısım insanları kandırmayı başarmış olabilirler;
ancak artık teorinin üzerindeki bu yalan perdesi kaldırılmış herşey
tüm açıklığıyla gözler önüne serilmiştir. 2000 yılı insanının gözünde
de Evrim Teorisi yerini tarih olmuş bir safsata olarak alacaktır.

|