Kudret-i İlahiye

Cenab-ı Allah hadsiz kudreti, muhit ilmi ve nihayetsiz hikmeti ile yeryüzünün sırtı üzerindeki binlerce muhtelif canlıya yaşayabilecekleri en elverişli yeri ve düzeni kurmuştur. Yine yeryüzünü onlar için adeta bir döşek kılmıştır ve kendi emri ile yerin üzerindeki hassas dengeyi bozulmayan bir nizam ile devam ettirmektedir.

Bediüzzaman Said-i Nursi, gerçek Malikimizin tüm kainatta hüküm süren delilleri ile ilgili olarak, "Şu mucize-i kudrete hangi sebep gösterilebilir? Hadsiz derecedeki acip şu sanatları neye isnad edebilirsin?" (Sözler, 33.Söz) sorusunu sorarak insanların vicdanını harekete geçirecek bir etki yaratmıştır. Düşünen, akleden bir kişi için elbette her iki sorunun yanıtı da son derece aşikardır. Her biri bir mucize niteliğindeki tüm güzelliklerin sahibi, doğunun da batının da Rabbi olan diri, kaim, habir, göklerin ve yerin anahtarlarının sahibi olan ve kudretine hiçbir şey ağır gelmeyen Cenab-ı Allah'tır.

Varlığının delilleri olarak gökleri dayanak olmaksızın yaratmış, yeryüzünü sarsılmaz dağlar ile döşemiş, sükun bulmamız için geceyi, aydınlık olarak da gündüzü var etmiştir. Ayrıca gökten ve yerden sayısız rızık indirmesi, yine gökten indirdiği su ile yerdeki ürünleri bitirmesi ve denizlerde kendi emriyle gemileri yürütmesi de O'nun kudretinin açık göstergelerindendir.

Tüm mevcudatta varlığının delilleri her noktayı sarıp kuşatmış olan Rabbimizin yarattığı, bakan gözler tarafından çözülmeyi ve anlaşılmayı bekleyen mühim sırlar vardır. Bunlar görülmez veya anlaşılmaz olmadıkları, aksine her cihette insanın karşısına çıktıkları halde müminler dışındaki insanların ülfetle baktıkları, hayatlarının birer parçası olarak düşündükleri ve adeta üzerlerinden 'geçip gittikleri' sırlardır. Oysa bu sırlar, Allah'ın kudretini gereği gibi görüp takdir etmeye vesile olacak ve dolayısıyla bir insanın tüm hayatını değiştirebilecek kadar büyük ehemmiyet taşırlar.

"Zeminin yüzünde dört yüz bin muhtelif taifeden ibaret olan bütün hayvanat ve nebatat envaının ordusu bilmüşahade ayrı ayrı erzakları, suretleri, silahları, libasları, talimatları, terhisatları, kemal-i kizar ve irtizamla hiçbir şey unutulmayarak hiçbirini şaşırmayarak bir surette tedbir ve terbiye etmek öyle bir sikkedir ki : şüphe kabul etmez güneţ gibi parlak bir sikke-i Vahid-i Ehad'dir." (Sözler, 33. Söz)

Allah'ın mevcudattaki bu sırlarını kavramış, mübarek bir insan olan Bediüzzaman'ın yukarıdaki sözleri, yeryüzünde Allah'ın hakimiyeti konusundaki engin tefekkürünün, hikmetle kelimelere dökülmüş şeklidir. Şüphesiz ki yaratılıştaki çeşitlilik, intizam ve tarifi kelimelerle mümkün olmayacak sanatın bağlanabileceği tek netice Kudret-i Rabbaniye'nin varlığı ve büyüklüğüdür. Allah (c.c.), kudretini açıktan açığa göstermek için hem bu sanatı gözler önüne sermiş hem de ayetlerle daha iyi görülebilmeleri için tarif etmiştir.

Aklı olan bir insan, herbiri mutlak birer mucize olan bu hakikatlerin tek bir tanesi ile bile kendisini var edenin gücünün enginliğini anlayabilir. Ancak aklını kullanmayan pek çok kişi, içinde bulundukları anlayışsızlık ve düşünce tembelliği nedeniyle yaratılıştaki sırları farkedemez. Bu sebeplerle de büyüklenmeye ve azgınlaşmaya çok müsaittir. O halde bir insanın kurtuluş bulması için ehemmiyetle üzerinde durması gereken şey, etrafına şuurlu olarak bakmak ve gördükleri üzerinde düşünmektir. Cenab-ı Allah ayetleriyle de çevremizdeki sırları araştırmayı ve bunlar üzerinde düşünmeyi teşvik etmiştir:

"Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz onu nasıl bina ettik ve onu süsledik ? Onu hiç bir çatlağı yok. Yeri de nasıl döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda göz alıcı ve iç açıcı her çiften (nice bitkiler) bitirdik. (Bunlar) içten Allah'a yönelen her kul için hikmetle bakan bir iç göz ve zikirdir. Ve Gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü ) su indirdik. Böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da. Kullara rızık olmak üzere. Ve onunla ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra ) diriliş de böyledir." (Kaf Suresi, 6-11)