Eksiltilemez Karmaşıklık

20. yüzyılda ortaya çıkan ‘eksiltilemez karmaşıklık’ kavramı sistemlerin kendilerine ait parçalarından bir tanesinin dahi olmaması durumunda işlevsiz kalacaklarını ortaya çıkarmıştır. Bu doğrultuda Darwin tarafından ortaya atılan bir inancı sürdürmeye çalışan evrimci çevrelerin karşılarındaki engeller gün geçtikçe artmaktadır. Bilimsel bir teori olarak ortaya atılan evrim dogması, bilimsel yöntemlerle çürütülmekte, yeni bilimsel keşifler evrim teorisi için büyük zorluklar arzetmektedir. Darwin için o dönemde böyle bir durum söz konusu değildi. Çünkü Darwin, kendi teorisini ileride geçersiz kılacak olan “kompleks” yapıların varlığından haberdar değildi. Bu inancını şu kelimelerle ifade etmiştir:

“Eğer çok sayıda birbirini takip eden küçük değişikliklerle kompleks bir organın meydana gelmesinin imkansız olduğu gösterilseydi teorim kesinlikle yıkılmış olacaktı.” (C.Darwin, Türlerin Kökeni, sf.177)

Ama şimdi Darwin’i bu derece korkutan karmaşıklığın, teorinin kökeninde, yani canlı bir varlığı oluşturan en temel yapıtaşında var olduğu ispat edilmiştir. “Hücre”, Darwin’in korkularını haklı çıkaracak kadar karmaşık bir yapıdır. Ve aynı şekilde “eksiltilemez karmaşıklığa” sahiptir. Yani hücrenin hiçbir parçasını birbirinden ayıramaz, tek bir elemanını dahi devre dışı bırakamazsınız. Dolayısıyla böyle bir sistemin ‘aşamalarla’ oluşmuş olması ihtimal dışıdır.

Hücre son derece karmaşık bir sisteme sahiptir. Örneğin hücre içinde lizozom, besinleri parçalayarak yeni üretimler için hammadde haline getirir. Lizozomda yaklaşık olarak 36 farklı enzim görev yapar. Başka bir deyişle yaklaşık 1 mikronluk (milimetrenin binde biri) bir organelde 36 çeşit enzim işlev görmektedir. Hücre içinde üretilen ürünlerin ulaşımı ise endoplazmik retikulumda gerçekleştirilir. Ribozomlar proteinlerin sentezlendiği yerlerdir. Salgılanan ve üretilen maddelerin biriktirilip paketlenmeleri de golgi cisimciği adı verilen organelde gerçekleştirilir. Bütün bu sistemler ise milimetrenin yüzbinde biri kalınlığındaki bir zar ile çevrelenmiştir. Bu sistem aslında başlıbaşına bir fabrikadır. Ayrıştırır, üretim yapar, paketler, atıkları dışarı atar ve gereksiz giriş çıkışı engeller. Bu sistemlerden bir tanesinin olmaması hücrenin yokolması anlamına gelmektedir. O halde böyle bir hücre, -milyarlarca değil, sadece “tek bir” hücre- evrim teorisinin iddia ettiği gibi nasıl safha safha oluşabilir? Bu noktada Darwin haklı çıkmakta, böyle bir kompleks organ Darwinizmi gerçekten de çöküntüye uğratmaktadır.

Evrim savunucularının “basit” zannettikleri sistemlerin “en karmaşık” olduğunu görmeleri kuşkusuzki tesadüf değildir. Allah, en mükemmel, en sistemli ve en karmaşık sistemi henüz bu yüzyılda keşfedilebilmiş olan ve canlılığı oluşturan bir “zerrede” yaratmıştır. Bu kuşkusuz insanın gücünü ve idrakini aşmaktadır. Allah, herşeyi dilediği gibi ve en mükemmel şekilde yaratmaya kadir olandır.

“O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)

Karmaşık sistemler aslında hücre içi ile sınırlı değildir. İnsan vücudundaki bazı hücrelerde bulunan tüycükler de bu ‘eksiltilemez karmaşıklık’ın bir parçasıdırlar. Tüycükler vücut içinde solunum ve üreme hücrelerinin hareketini sağlayan sistemlerdir. Hücreye bağlı bu küçük tüyler, hareketleri ile bu bölgelerdeki hücrelerin birbirlerine yapışmalarını engeller, aynı zamanda da bağlı oldukları hücrelerin hareketini sağlarlar. Hücrenin tüm parçaları yerli yerinde olsa dahi, solunum veya üreme hücrelerinde bulunan tüycüklerin yokluğu vücut için önemli bir etki oluşturacaktır. Nefes borusunda, sahip oldukları tüycükler sayesinde senkronuze bir şekilde hareket eden hücreler, bu tüycüklerden yoksun kaldıklarında işlevlerini gerçekleştiremeyeceklerdir. İnsan solunum yapamayacak, üreme gerçekleşemeyecektir. 19. Yüzyılda varlığı bilinmeyen tüycükler, eğer biliniyor olsalardı, şüphesiz yine ‘basit’ olarak tanımlanacaklardı. Oysa tüycükler “basit’ değil, aksine oldukça karmaşık yapılardır. Üzerleri zarla örtülmüş olan liflerden oluşmaktadır. Tek bir tüycüğün içinde çubuk şeklinde 9 ayrı yapı (mikrotüpler) bulunmaktadır. 9 mikrotüpten her biri içiçe geçmiş iki halkadan oluşur. Bu halkalardan birinde 13 ayrı tel, İkinci halkada ise 10 tel vardır. Tahayyülü dahi oldukça zor olan bu sistem, milimetrenin binde biri büyüklüğündeki bir hücrenin sahip olduğu “tek bir tüycüğe” aittir. Allah’ın yarattığı bu gizemli dünyayı evrimciler yıllardır kendi teorileri ile açıklamaya çalışmaktadırlar. Oysa bu kapsamlı canlılık, Allah dilediği takdirde çok daha küçük zerreler için dahi mümkündür.

Evrim taraftarlarını açmaza sokan nokta işte budur. Asıl amaçları Allah’ı inkar etmek olduğundan, karşılaşacakları muazzam yaratılışın sınırlarını tahmin edememektedirler. Dünyada kendilerini saran bir körlük içindedirler. İdrak edememekte, kavramaya çalışmamaktadırlar. Bu, kuşkusuz giriştikleri bu mücadelenin farkında olmadıkları karşılığıdır.

"Ki onlar, Allah'ın ayetleri konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele edip dururlar. (Bu,) Allah katında da, iman edenler katında da büyük bir öfke (sebebi)dir. İşte Allah, her mütekebbir zorbanın kalbini böyle mühürler." (Mümin Suresi, 35)