Gökler
Ve Yer Allah’ın Dilemesiyle Zeval Bulmaktadır
Dünyanın
varlığını sürdürebilmesi için evrende var olan sayısız dengenin
bozulmaması hayati önem taşır. Evrenin genişleme hızı, kütlesi,
galaksilerin ve bu galaksilerde bulunan yıldız ve gezegenlerin
dönüş hızları, yoğunlukları, sıcaklıkları gibi bildiğimiz ve bilmediğimiz
bir çok oranın hiç bozulmadan korunması sayesinde dünya varlığını
sürdürür. Her sabah güneş doğar, her akşam batar, büyük bir intizamla
dört mevsim oluşur, tonlarca su gökyüzüne yükselir. Yağmurlar
yağar, insanın haberi dahi olmadan yeryüzündeki sayısız denge
Allah tarafından korunur. Toprağın altındaki milimetrik böceklerden,
gökyüzünde uçan kuşlara kadar her canlı Allah-u Teala'nın lütfu
ve ihsanı sayesinde yaşamını sürdürür. Kur’an-ı Kerim’de her şeyin
ancak Allah’ın dilemesiyle varlığını sürdürdüğü şöyle bildirilmiştir:
20.yy’da
gelişen bilim ve teknoloji, yapılan çeşitli araştırmalar ve çalışmalar
dünya üzerindeki dengenin her an bozulması için sayısız sebep
olduğunu ortaya koymuştur. Şüphesiz bu sebeplerin her birini yaratan
da, dilediği zaman bunlardan herhangi birini harekete geçirerek
dünyayı yok etmeye kadir olan da Allah'tır.
Sadece
karbondioksit gazının %25'lik bir artışı bile yeryüzünde sera
etkisi yapmış, meydana gelen küresel ısınma sonucunda dünyanın
doğal dengesinde gözle görülür aksaklıklar oluşmuştur. Kutuplardaki
buzullar erimeye başlamış, okyanusların seviyesi yükselmiş, kış
her zamankinden daha ağır geçmiş, deniz sıcaklığı 0,8 derece artmış,
denizlerde önemli bir denge unsuru olan mercanlar ölmeye başlamıştır.
Sadece ısıdaki değişiklik, aşırı yağışlara, şiddetli fırtınalara,
sel baskınlarına neden olmuş; bir çok insana felaket taşımıştır.
Üstelik
karbondioksit oranı dünya üzerindeki canlılığın devamı için gerekli
olan şartlardan yalnızca biridir. Bunun gibi insanlığın yok olmasına
sebebiyet verebilecek etkilere sahip, daha yüzlerce şart vardır.
Şaşırtıcı olan ölümün bu derece yakın olmasına rağmen bir çok
insanın hala ölümü ve ahireti düşünmemesi, Allah'tan korkmaması
ve hırsla dünyaya bağlanmasıdır.
Dünya
kendi içinde taşıdığı birçok ölüm tehlikesiyle birlikte uzaydan
da her an sayısız tehdit almaktadır. Güneşten her saniye dünyamıza
ulaşan ultraviyole ışınları, dünyamızı adeta bombardıman eden
göktaşları, çizdikleri yörünge nedeniyle sık sık dünyamıza yaklaşan
kuyruklu yıldızlar gibi birçok tehlike dünyamıza ölümcül tehditler
yağdırmaktadır.
Bilimadamları
her yıl dünyaya 10000 tondan fazla göktaşının düştüğünü bildirmektedir.
Sözkonusu göktaşları atmosfere girdiklerinde eriyerek parçalanmakta
ve bizlere hiçbir zarar vermeden uzaya dağılmaktadır. Ve hızla
dünyaya doğru gelen bu göktaşlarından insanların haberi bile olmamaktadır.
Oysa bunlardan herhangi birinin dünyaya düşmesi durumunda büyük
bir felaket yaşanacaktır.
Çapı
10 metreye kadar olan astroidler atmosferde yok edilmekte, bazıları
ise yeryüzüne ulaşmaktadır. Bunlara çeşitli örnekler vermek mümkündür.
Örneğin 1992’de 12 kg.lık bir meteor New York’da park edilmiş
bir arabanın yanına düşmüş ve büyük bir delik açmıştır. Ayrıca
Connecticut’da bir evin yemek odasına, Alahama’da da bir evin
yatak odasına meteor düşmüştür. Bavaria’nın Nordlingen şehrinde
de 25 km. çapında bir krater mevcuttur. Araştırmacılar bu kraterlerin
15 milyon yıl önce oldukça büyük bir astroid veya kamet çarpması
sonucunda oluştuğunu söylemektedirler.
Asıl
tehlikeyi ise dev göktaşları oluşturmaktadır. Örneğin 20.yy başında
Sibirya’da Tungska’ya düşen ve 60 km. çapında olduğu tahmin edilen
göktaşı 2000 kilometrekarelik ormanı yok etmiş ve Hiroşima’ya
atılan bombanın 1000 katı büyüklüğünde bir patlamaya neden olmuştur.
Sözkonusu göktaşının muhtemel bir felakete sebep olmasının tek
nedeni düştüğü alanda nüfusun yok denecek kadar az olmasıdır.
Uzmanlar, aynı göktaşının İstanbul’a düşmesi durumunda bir saniye
içinde 10 milyon insan hayatını kaybedebileceğini söylemektedir.
Ve insanlar ne kadar büyük bir felaketle karşı karşıya olduklarını
dahi anlayamadan dünyayı terkedeceklerdir.
Bununla
birlikte bir sonraki göktaşının nereye düşeceğini, ne büyüklükte
olacağını ve nasıl bir hasar vereceğini kimse bilmemektedir. Bugüne
kadar yapılmış olan incelemeler sonucu elde edilen bilgilerden
biri Tungska astroidi büyüklüğünde bir astroidin her iki yüzyılda
bir dünyaya düşme tehlikesinin olduğudur. Bu ise insana oldukça
yakın bir zamanda dünyaya bu büyüklükte bir göktaşının düşme ihtimalinin
ne derece yüksek olduğunu düşündürür. Yani insanın herşeyin bir
önceki günle aynı olacağını düşündüğü bir anda, bir sabah hazırlanıp
işe giderken, bir akşam dostları ile yemek yerken veya bir gece
uyurken böyle bir felaketle karşılaşmaması için hiçbir sebep yoktur.
Yukarıda
belirttiğim gibi, böyle bir göktaşının bulunduğumuz şehre düşmesi
milyonlarca insanın bir anda ölmesi anlamına gelmektedir. Denize
düşmesi de bir o kadar büyük tehlike oluşturmaktadır. Çünkü bu
göktaşının denizde oluşturacağı dev dalgalar (tsunamiler), kıyılar
boyunca binlerce kişiyi yutarak içine alabilir. Bundan daha büyük
bir astroidin ise atmosferin tümünü zehirle doldurması ve bir
kıtanın tümünü yok etmesine ise kaçınılmaz bir durum olarak bakılmaktadır.
Böyle bir olayın tüm dünyayı etkileyeceği ve insanlığın sonu olabileceği
bilimadamlarının ortak kanaatidir.
Ama
tüm bunların yanısıra Cenab-ı Allah rahmetiyle bizleri bu tehlikelerden
korumaktadır. Her yıl dünyamıza yönelen 10000 tondan fazla göktaşı,
atmosfere girdiğinde sürtünmenin etkisiyle erimekte ve bu sayede
hayati tehlike yaratmamaktadır. Ancak kuşkusuz Allah’ın ‘Rahman’
ve ‘Rahim’ sıfatlarının yanısıra ‘Kahhar’ (Kahredici) sıfatı da
dilediği anda tecelli edebilir. Allah’ın “OL” demesiyle bugüne
kadar görülmemiş büyüklükte bir göktaşı atmosferden içeri girebilir.
Bu
noktada daha önceki yüzyıllarda dünyaya düşerek büyük tahribatlara
yol açan göktaşlarının etkilerinden öğrenilenler tekrar gözden
geçirilmelidir. 20 km. kadar olan küçük astroidlerin dünyaya çarpmalarında
ısının azalması ve ısının değişmesi gibi nükleer rüzgar benzeri
etkilere rastlanabilir. Çarpışmalar ayrıca atmosferde kimyasal
değişmelere neden olur. Değişmenin şiddeti çarpan nesnenin büyüklüğüne
bağlıdır. Yapılan çalışmalar 0.5 km. çaplı küçük nesnelerin bile
10 km. çaplı kraterler oluşturacağını ve havaya şimdiki miktarından
5 kat daha fazla sülfür yollayacağını göstermektedir. Daha büyük
çarpışmalar ise dünya ısısını birkaç derece düşürebilir. Buharlaşan
nesneden çıkan madde ozon tabakasına zarar verebilir ki bu etkiler
ilk anda tüm dünyanın yok olmasına sebebiyet verecek kadar etkili
olmasa da dünyayı hızlı bir ölüm sürecine sokacağı kesindir. Örneğin
dünyanın yıllık ortalama sıcaklığı 15 derecedir. Güneşin uzaklığı,
atmosfer gibi birçok etken bu sıcaklığın sabit tutulmasında rol
oynamaktadır. Böyle bir taşın düşmesi sonucu dünyanın sıcaklığının
değişmesi, üstüne üstlük atmosferde kimyasal bozulmaların olması
ve ozon tabakasının zarar görmesi tüm dengenin bozulması için
yeterlidir. Sadece ozon tabakasındaki incelmenin etkilerini giderebilmek
için bilimadamları büyük bir çalışma ve araştırma içerisine girmişlerdir.
Şüphesiz
dünyaya herhangi bir göktaşının düşmesi durumunda kimsenin meydana
gelen olayları gözlemlemeye, ne şekilde oluştuğunu kavramaya çalışacak
hali olmayacaktır. Birkaç saniye içinde insanların çoğu ölecek,
geride kalanlar ise (eğer kalan olursa) dünyadaki yaşam şartları
ortadan kalktığı için kısa bir süre sonra yok olacaktır. Tüm bu
anlatılanlar elbette Allah’tan korkanlara ibret teşkil edecek
gerçeklerdir. Allah’a ve ahiret gününe iman eden herkes, dünya
üzerinde ancak Allah’ın rahmetiyle hayat sürdüğünü, O’nun dilemesiyle
‘göklerin ve yerin zeval bulmadığını’ bilmelidir. Geçmiş kavimlerin
birçoğunun hiç beklemedikleri bir anda ve hiç ummadıkları şekilde
ölümle karşılaştıkları unutulmamalıdır. Şüphesiz gaybın bilgisi
yalnızca Rabbimizin katındadır.