Evrim Teorisi Çürümüş, Tarih Olmuş Bir İdeolojidir

“Evrim Teorisi” olarak bilinen “tarihi yalan” materyalist ideolojilerin en büyük dayanağı konumundadır.

İnsanlık tarihi boyunca insanlar bilinçli olarak ya da olmayarak özde iki temel gruba ayrılmışlardır. Bir kısmı içinde yaşadığı evrene, kendi biyolojik yapısına ve canlılara bakarak vicdanıyla bunların mutlaka bir Yaratıcısının olması gerektiğini tasdik etmiştir. Diğer bir kısmı kibir ve önyargıyla hareket ederek ezeli ve mutlak varlığın Allah değil madde olduğu safsatasına inanmışlardır. Aslında buna tam bir inanç demek yanlış olur. Başka alternatif olmaması sebebiyle “zorunlu bir saplantı” demek daha isabetli olacaktır. Örneğin Eski Yunan’a baktığımızda atomcu görüşüyle Demokriti görürüz ki kendisi materyalizmin Marks’tan önceki asıl babasıdır. Ne var ki her çağ ve her dönemde Demokrit’in bayrağını ondan devralan birileri çıkmış ve kendi döneminde inkarcıların önderliğini yapmıştır. Bunların karşısında ise her zaman peygamberler ve onlara inanan müminler yer almıştır. Çünkü Allah yarattığı bu evreni ve içindeki insanoğlunu başıboş bırakmamış, her dönemde dinini onlara açıklayan ve hesap gününün varlığını haber veren elçilerini göndermiştir. Bu mantıkla bakıldığında Kuran’da bu iki kesimin mücadelesi açıkça görülür.

Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok) fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için) yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık Benim cezalandırmam nasılmış? (Mümin Suresi, 5)

İşte böyle bir zihniyetle maddeci görüşü benimseyenler canlılardaki ve evrendeki mükemmel düzeni ve milimetrik dengeyi gördükleri halde bunların tesadüfen oluştuğunu, yine insan dahil tüm canlıların tesadüfen birbirlerinden türeyip, bugünkü hallerine geldiklerini iddia ederler Allah’ın varlığını da reddettikleri için kimseye karşı sorumlu olmadıklarını düşünürler. Onlara göre insan, ruhu olmayan ve öldükten sonra yok olacak bir madde yığınıdır. İşte kendilerini materyalist kabul edenler böylesine ruhsuz, bilimsellikten uzak, akıldan ve sağduyudan yoksun ve bağnaz insanlardır. Çünkü sadece bilimsel etikle hareket etselerdi, canlı bir hücrenin milyonlarca proteininden tek bir tanesinin bile doğal şartlarda rastlantılarla oluşmasına ihtimal olmadığını görürlerdi. Bunun dışında vicdanlarını kullansalar etraflarındaki düzenin tesadüfen oluşamayacağını, kaosun içinden böylesine eşsiz bir yapının çıkamayacağını anlarlar ve tüm evrenin sahibi olan üstün akla teslim olurlardı. Akıllı olsalar bu durumda da kısa dünya hayatının bir son olduğunu, insanın bu kısıtlı dönemde Allah tarafından denendiğini ve mutlaka hesap vereceğini, sonsuz bir yaşam olduğunu kavrayabilirlerdi. Ama ne yazık ki akıl, vicdan, sağduyu ve ahlak ancak müminlere has özelliklerdir. Bu özellikleri müminler dışında diğer insanlarda aramak ise beyhude bir çaba olacaktır.

19. yy.’a gelindiğinde materyalistleri memnun edici bir gelişme olmuştur. O zamana dek pozitivizm, determinizm, naturalizm gibi maddeci felsefeler fikirlerini belirli bir noktaya dek yaysalar da “canlılığın oluşumu” noktasına gelince sıkışıp kalıyorlar ve bir cevap sunamıyorlardı. Bu sancılı durum onları mantık ve bilimsel dayanak aramaksızın bir cevap bulmaya itti. İşte tam bu sırada Darwin imdatlarına yetişti. Charles Darwin, J.Babtist Lamarck ve dedesi Erasmus Darwin’in açtığı yoldan ilerleyerek, bilimsel hiçbir dayanağı olmayan sadece zan ve tahmine dayanan, kendi içinde çelişkiler bulunan ve zaman zaman bu tutarsızlıkları kendisinin dahi kabul ettiği bir teoriyi ortaya attı; “Evrim Teorisi”.

İşte bu çıkış o dönemki inançsızların yüzünü güldürmeye yetmişti. Ama elbette bu geçiçi bir memnuniyet olacaktı. Bu kişiler teorinin yanlışlıklarını, saplantılarını ve mesnetsizliğini görmezden gelerek, bilimsel verilere aykırı olduğuna bakmaksızın tarihi bir hata yaparak, Darwin’in tezine dört elle sarıldılar. Artık bunun üzerine rahatlıkla ideolojilerini bina edebilirlerdi. Temelin çürük ve yıkılacak bir yapıda olması ise hesap etmedikleri ve hezimetlerine sebep olacak ciddi bir hata idi.

20 yy. ise evrimciler ve maddeciler için sonun başlangıcı oldu. Genetik kanunların keşfedilmesi ve genetik biliminde meydana gelen ilerlemeler ve bunların yanısıra elektron mikroskobunun bulunuşu sözkonusu teoriyi temelden sarstı. Çünkü o döneme dek canlıların yapılarında meydana gelen değişmelerin bir sonraki nesle aktarılabileceği düşünülüyordu, DNA’nın yapısı ve ancak üreme hücrelerindeki değişimlerin kalıtımla aktarılabiliceği bilinmiyordu. Bilim dünyası hücrenin yapısı ve fonsiyonları hakkında son derece yüzeysel ve kaba taslak bir anlayışa sahipti. Eğer Darwin elektron mikroskobu gibi bir teknolojiye sahip olsaydı, hücredeki ve hücrenin organellerindeki akıl almaz düzene bizzat şahit olacak, tüm bunların tesadüfen olamayacağını zorunlu olarak görecekti. Yine o dönemde eğer biyomatematik gibi bir bilim dalından haberleri olsaydı hücrenin tesadüfen oluşabileceğini iddia edemeyeceklerdi. Çünkü biyomatematik tek bir protein molekülünün bile rastlantı ve tesadüfle oluşamayacağını kanıtlamaktaydı. Ama gerek Darwin gerekse teorinin diğer ideologları bu bilimsel gelişmelere yetişemediler ve bu varsayımın çöküp, yerle bir oluşuna tanık olamadılar. Buradan çıkan en önemli sonuç ise Evrim teorisinin aslında bir “19.yy dogması” oluşudur.

20. yy.’da teori iflas etmiştir. Çünkü hem mikrobiyoloji, hem paleonteloji, hem de antropoloji alanındaki son ilerlemeler sözkonusu teoriyi hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın çökertmiştir. Bugün artık Evrim Teorisi tarihin karanlıklarına gömülmüş eskimiş bir hipotezdir.

Ne var ki gönümüz metaryalistleri bilimin son bulgularını adeta hiçe sayarak, şaşırtıcı bir inatla teoriyi hortlatmaya çabalamaktadırlar. İşte bu, onların bağnaz zihniyetlerinin en önemli göstergesidir Bu nedenle bu “tarihi yalan”ın ders kitaplarına koyulması ve okullarda bilimsel kisve ile genç beyinlere sunulması tarihi bir hata olacaktır. Bu sebepten çok geç olmadan ve telafisi mümkünken bu zihniyetten vazgeçmeleri, eğer Yaradılışı kabul etmeye vicdanları ve akılları yetmiyorsa en azından bilim ahlakıyla hareket ederek Evrim Teorisinin artık bittiğini kabul etmeleri yerinde olacaktır.