İnsanlık Tarihininin Hayali Yorumu: Evrim Teorisi

Bugün hiçbir bilimsel dayanağı olmamasına rağmen evrimci görüşü benimseyen bilimadamları, ilk insanın ortaya çıkışını ve toplumsal hayata geçişini kısaca şu şekilde açıklamaktadır: Bundan 5.3 milyon yıl önce milyonlarca yıllık bir süreç sonucunda Afrika'da ilk insanın atası olan yeni bir tür ortaya çıktı. Daha sonra maymunlar, goriller ve insanlar olarak üçe ayrılacak olan bu yeni canlı, bulunduğu bölgedeki ani iklim değişikliklerine uyum sağlamaya çalışırken görme duyularını geliştirdi. Kafatası büyürken, beyin hacmi de genişledi. Elleri avlanmaya daha müsait hale gelirken, dişleri yeteri kadar kullanılmadığı için küçülmeye başladı. İlk insanın özelliği alet yapabilen tek hayvan olmasıydı. Yeni türün, kendisini koruyabilmek, yaşayabilmek ve ihtiyacı olan besin kaynaklarına ulaşabilmek için tek çaresi birbiriyle dayanışma içinde olan, iyi organize olmuş bir toplum yaratmaktı. Tüm türler arasındaki en sosyal hayvan olan insanın ataları beraber çalışmaya başlayıp birbirleriyle iletişim haline geçince, konuşma yetenekleri gelişti. Böylece birbiriyle anlaşabilecekleri bir dil ve harfleri oluşturan insanların toplumsal hayatı başlamış oldu.

Bu hikayeyi sözde bilimsel kaynaklarda okuyan insanlar, bunun gerçek tarihin bir özeti olduğunu sanabilirler. Ama biraz düşündüğümüzde durum ilginçleşir. Acaba evrimciler ilk insanın hayatına ilişkin böylesine detaylı bilgilere nasıl ulaşmışlardır? Kazılarda bulunan kemik parçaları ve bir iki taş, yukarıdaki tasviri yapmak için yeterli midir?

Hayır... Yapılan araştırmalarda elde edilen bulgular hiçbir şekilde "ilkel insan"ların yaşadığına ya da insanın evrimleşme sürecine dair bir kanıt oluşturmamaktadır. Evrim teorisi 1859'da ortaya atılmıştır. Geçen 139 sene zarfında insan evrimini kanıtlayan hiçbir ize rastlanamamış, sözde delillerin de gerçekte sahte kanıtlar olduğu anlaşılmıştır.

Hatta evrim teorisini kabul eden ve ilkel insanın hayatının yukarıda tarif edildiği gibi olduğunu savunanlar bile, zaman zaman teorileriyle çelişkiye düşmüşler ve ortaya attıkları iddialarla uyuşmayan tutarsız ifadeler kullanmışlardır: Harvard Üniversitesi antropologlarından David Pilbeam, yine başka bir evrimci Richard Leakey’in “Kökler” isimli kitabı için şöyle bir yorumda bulunmuştur;

“Benim tereddütlerim sadece bu kitabı değil, paleoantropolojinin bütün ilgi alanını ve metodlarını kapsıyor. Yayınlanan kitaplar şunu söylemeye çekiniyorlar ki, ben de dahil olmak üzere kuşaklar boyu insan evrimini araştıran kişiler karanlık içinde çırpınıyorlar: Elimizde olan bilgiler, teorilerimizi şekillendirmek için son derece güvenilmez ve yetersiz.” (David Pilbeam, American Scientist, Sayı 66, Mayıs-Haziran, 1978, sf. 379)

Yukarıda görüldüğü gibi evrimciler bir yandan insanın ilk dönemlerini tüm ayrıntılarıyla sanki kesin deliller varmış gibi anlatırken, diğeri bu döneme ait ellerinde kesin bir bilginin olmadığını, tarihin başlangıcının insanlık için tamamen karanlık bir dönem olduğunu belirtiyor.

William H. Mc Neill ise "Dünya Tarihi" isimli eserinde ilk insan hakkında hiçbir bilgi olmadığını şöyle itiraf etmektedir:

"Günümüzün insan türü, gerçekten önce yeryüzünün belli tek bir bölgesinde evrimleşmişse bile, ilk insan topluluklarının, insanların bu yayılışları hakkında hiçbir bilgimiz yoktur. Bu yüzden tarihçi bu tür soruları yanıtlamadan geçmeyi göze alabilmektedir."

Mc Neill, bu sözlerine rağmen aynı eserinde, "ilkel toplulukların bir özelliği de kuşkusuz arada sırada komşu topluluklarla karşılaşmalarıydı" diyerek hayali ilkel insanın hayatını anlatmaya devam edebilmektedir.

Okullarda, televizyonlarda, basında, tartışmasız kabul gören evrim tezine göre; ataları maymun olan insan, içinde bulunduğu yaşam koşullarına göre yeteneklerini geliştirmiş, beyin kapasitesini arttırmış ve organize bir toplumsal hayata geçmiştir. Yine bu senaryoya göre, ilk insan ilkeldir ve milyonlarca yıl süren toplumsal bir evrim süreci içinde geçirdiği çeşitli evrelerle bugünkü uygarlık düzeyine ulaşmıştır.

Bu kesin öngörü insanların beynine öylesine kazınmıştır ki, insanlar bu öğretilen hayali tarihin doğruluğu hakkında hiçbir şüphe duymazlar. Hemen herkes atalarının maymun olduğuna, ilk insanın vahşi, ağaçlarda yaşayan, ilkel aletler yapan, mağara duvarlarına basit hayvan figürleri çizen, post giyip, garip sesler çıkaran canlılar olduğuna inanır. En güvenilir bilimsel kaynaklar bile asli görevlerini yerine getirmek için ilkel toplumların yaşantılarını illüstre ederek canlandırır, maymun-insan resimleri çizerek, onların aile hayatlarını, bir günlerini nasıl geçirdiklerini tüm ayrıntılarıyla okuyucuya sunarlar.

Oysa bugün elimizde toplumların evrimleştiğine ya da geçmiş toplulukların ilkel olduğuna dair hiçbir kesin kanıt bulunmamaktadır. Öne sürülenler sadece varsayımlardan ibarettir ve evrimi savunan tarihçilerin ya da arkeologların hayalgüçlerine dayanmaktadır. Günümüzde evrimci teorisyenler dünyadaki hayatı tamamen bu teori üzerine kurmuşlardır. Üstelik canlıların ve insanın evrimleşme aşamalarını tarihe de adapte etmişler; böylece insanoğlunun, maymundan insana doğru olan evrimi esnasında toplumun da benzer şekilde ilkel kabilelerden gelişmiş toplumlara dönüştüğünü iddia etmişlerdir. Dolayısıyla yaptıkları araştırmaların sonuçlarını bu gözle değerlendirmişler ve tamamen yanlı ve hayali sonuçlara varmışlardır.

İnsanın atalarının maymun olmadığını, fiziksel ve sosyolojik bir evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını kanıtlayan birçok bulguya rağmen, beyinler bu fikirle öylesine yıkanmıştır ki, aksi hiçbir zaman düşünülemez hale gelmiştir. Böyle düşünen de 'bilim karşıtı', 'örümcek kafalı', 'gerici' gibi yakıştırmalara maruz kalmıştır.

Ancak 20. yüzyıl sona ererken, bilimin ulaştığı son noktada, evrim artık kaçamayacağı bir köşeye sıkışmıştır. 20. yüzyıla ait mikrobiyoloji, genetik, biyomatematik gibi bilimlerin yanısıra paleontoloji, paleoantropoloji gibi bilimdalları da evrime hiçbir delil vermemektedirler. Hatta evrim gibi bir sürecin asla yaşanmadığını keskin dellilerle ortaya koymaktadırlar. Bilimin ulaştığı tek sonuç vardır; Yaratılış. Bu nedenledir ki bilim ilerledikçe tüm dünyada Allah’ın varlığına inanan bilimadamlarının sayısı hızla artmaktadır.

Allah’ın Kuran’daki vaadini bilenler, bu sonucu zaten beklemektedirler;

“Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.” (Enbiya Suresi, 18)