|
Rahmet
Zincirinin Bir Halkası; Savunma Sistemi
Cenab-ı
Allah insanı en güzel şekilde yaratmış ve ona varlığını devam ettirebilmesi
için mükemmel bir savunma sistemi bahşetmiştir. Bugün bilinen ya
da henüz keşfedilmemiş sayısız ayrıntıdan oluşan bu sistem sayesinde,
insan kendisi farkında olmaksızın yaşamını tehtit eden tehlikelere
karşı en güzel şekilde korunmaktadır. Her an binlerce bakteri, virüs
ve mikropla muhatap olduğumuz düşünülürse, elbette savunma sisteminin
ne kadar zor bir görevi yüklendiği fark edilecektir. Bu zor görevde
etkileyici olan nokta ise, savunma sisteminin bunca düşmana karşı
olağanüstü taktikler kullanarak savaşmasıdır.
 |
Vücudun
Askerleri
İnsan savunma sisteminde vücut savunmasının elemanları Granülositler
(1), saldırgan virüsleri (2), bakterileri (3) imha ederler
Makrofajlar (4) tıbbi ecza atıklarını, metabolizma atıklarını
ve ölü alyuvarları (5) yutarlar. Antikorlar (6), dalak ve
lenf sisteminin plazma hücrelerini (7) oluştururlar. Bunlar
virüs istilasından sonraki birkaç gün içinde yok edecekleri
düşmanlarını işaretleyip faaliyete geçerler (8). Doymuş granülositlerin
(9) aksine doymuş makrofajlar (10) bir hafta yaşayabilirler. |
Savunma
sistemi, üstün bir teknolojiye, olağanüstü savunma araçlarına, geniş
donanıma sahip ve her türlü tehlikeye karşı insanı koruyan bir orduya
benzetilebilir. Rabbimizin Koruyan ve Esirgeyen sıfatlarının güzel
bir göstergesi olarak, savunma sistemi insan vücudu için risk arz
eden milyarlarca çeşit mikroba karşı etkili stratejiler geliştirerek
savaşmaktadır. Savunma hücreleri her gün hatta her dakika, vücuda
ait olmayan tüm zararlı mikroorganizmaları yok etmek için tam bir
uyum içinde durmaksızın çalışırlar. Özellikle bu sistemin en önemli
elemanlarından olan akyuvarlar, yüz trilyon hücrenin her birini
günde birkaç defa kontrol ederek hastalıklı olanları yok etme görevini
üstlenmişlerdir. Böylesine büyük bir görevi başarıyla yerine getiren
akyuvarlar, yüz trilyon hücrenin sadece yüzde birini oluşturacak
kadar azdırlar. Yani bir akyuvar hücresine kontrol etmesi için her
gün yüz hücre düşmekte, hatta bu işlem, günde bir kaç defa tekrarlanmaktadır.
Bu son derece yoğun ve zor gibi görünen işlemi akyuvarlar, hem durmaksızın
hem de kolaylıkla yerine getirebilmektedirler. Fakat akyuvarlar
görevlerinin hücreleri kontrol etmek olduğunu, hatta bu işlemi günde
bir kaç defa yapması gerektiğini nasıl bilebilmektedir? Üstelik
sağlıklı bir hücreyi yok etmemek için, o hücrenin gerçekten hasta
olup olmadığını da bilmek zorundadır. Halbuki akyuvarlar, ne kendi
kendilerine görevlerinin tüm vücut hücrelerini aralıksız kontrol
etmek olduğunu bilebilir ne de sağlıklı hücre ile sağlıksız hücreyi
birbirinden ayırabilirler. Üstelik bu hücreler, birkaç defa tüm
vücudu dolaştıklarına göre, an an kontrol ettikleri hücrelerde en
ufak bir değişimi bile fark etmektedirler. Bu işlemi kolaylıkla
yaptıklarına göre onların ayrıntılı tıp bilgisine sahip olduğunu
kabul etmek gerekir. Elbette böylesine önemli bir ilmi, onlara Rahman
olan Allah'ın ilham ettiği ve onları bu zorlu görev için yönlendirdiği
apaçıktır.
Akyuvar
ordusu, ayrı ayrı görevleri olan bir kaç grup askerden oluşur. Savaş
alanına ilk giden grup (fagositler), şüpheli gördüğü her şeyi yok
ederek vücut içinde temizlik yapma görevini üstlenmişlerdir. Fakat
ordunun bu keşif ve temizleme kolu, görevini ne kadar titizlikle
yerine getirse de, vücuda giren güçlü bir düşman karşısında yetersiz
kalacaktır. Çünkü düşman hücre, vücuda girdiği andan itibaren oldukça
hızla üreyerek çoğalmakta ve giderek artan bir tehlike oluşturmaktadır.
Tehlikeden haberdar olan savunma ordusu, hemen olağanüstü bir durum
olduğunu anlayıp, özel bir kabiliyete sahip diğer bölüğünü (makrofaj)
devreye sokar. Bu bölük ise hızla vücuda yayılmakta olan virüsleri
(bakteri ve diğer düşmanları da) yutmakla görevlidir. Fakat bu işlem
sırasında, virüslerden onları tanıtan bilgileri içeren bir parça
koparırlar. Kopan bu parça ise virüslerin kimlik bilgilerini içeren
özel bir parçadır. Oldukça akılcı olan bu hareketin hikmeti virüslerden
koparılan kimlik bilgileri ile özel bir grup askerin (T hücresi)
harekete geçirilmesidir. Burada gerçekleşen olay son derece ilgi
çekicidir. Çünkü, düşmanla karşı karşıya gelen bu özel grup kesinlikle
düşmandan bir parça koparmak zorunda olduğunun bilinciyle hareket
etmektedir. Parçayı kopardıktan sonra ise, trilyonlarca hücre içinden
bu bilgiyi kullanacak olan bir grup asker uyarılmaktadırlar. Yapılan
bu uyarı doğru yere değilde, yanlışlıkla başka hücrelere gönderilebilir,
savunma sisteminin mükemmel işleyişi bozulabilirdi. Fakat bu savaşı
gerçekleştiren ordunun askerleri arasında inanması güç bir düzenin
hakim olduğu apaçıktır. Ayrıca aralarındaki bu görev dağılımına
gösterdikleri tam itaat, tesadüfle açıklanamayacak kadar dikkat
çekicidir. Görülüyor ki ordunun her bireyi düşman karşısında tam
gereken zamanda kendi görevini hiçbir aksaklık olmadan yerine getirmekte
ve bu şekilde Cenab-ı Allah'ın insanın vücudunda yarattığı sistemin
ne kadar itina ile varedildiğinin aşikar bir delilini oluşturmaktadır.
Virüslerden koparılan parça ile uyarılan bölüğün (T hücresi) özelliği
ise, vücuda girebilecek virüslere ve diğer düşmanlara karşı önceden
eğitilmiş olmalarıdır. Düşmana karşı akla hayale gelmedik ince planlar
yapan, arka arkaya alabildiğine akıl örnekleri sergileyerek son
derece disiplinli savaşan bu ordu, sanki tüm bu aşamaları gerçekleştirebilmek
için öncelikle düşmanı tanıması gerektiğinin bilincindedir. Zira
kimliği bilinmeyen bir düşmana karşı gerçekleştirilecek bir savaş
uzun sürecek, dolayısıyla insanın da bu savaştan yıpranma ihtimali
oldukça yüksek olacaktır. Rahman olan Allah, sonsuz ilminin yansıması
olarak vücudun timüs denilen yerinde bu asker grubunu alabildiğine
kapsamlı bir eğitime tabi tutmaktadır. Adeta istihbarat birimi gibi
çalışan ve eğitilen bu özel grubun yaratılmış olması son derece
hikmetlidir. İnsanın sağlığını tehdit eden milyarlarca virüs ve
bakteri çeşidi olduğu düşünülürse bahsi geçen bir grup askerin aldığı
eğitimin ne kadar önemli olduğu fark edilecektir. Profesyonel bir
eğitim sonucunda on milyonlarca savunma hücresi virüs kontrolü yapmak
için vücut içine dağılırlar. Diğer yandan ordunun bir başka yardımcı
kolu daha devreye girer. Vücudun içinde bulunduğu tehditi anlayan
bu kolun görevi ise aldıkları uyarı doğrultusunda düşmana karşı
savunmayı kuvvetlendirmektir. Bu nedenle lojistik destek sağlayacak
diğer bir asker grubuna ve özellikle virüs öldürücü askerlere (Öldürücü
T hücreleri) çoğalmaları için çeşitli kimyasal sinyaller gönderirler.
Zincirleme gelişen olaylar ordunun tüm askerleri arasında çok güçlü
bir iletişim ağı olduğunun göstergesidir. Öyle ki bir hücre diğerine
vücutta düşman olduğunu sinyalle haber vermekte, diğer hücreler
sinyali deşifre edip savunmayı pekiştirmek için, çoğalmaları gerektiği
sonucunu çıkarmaktadırlar. Gerçekten de sinyali deşifre eden hücrelerin
hiç yanılmamaları oldukça hayret uyandıran bir noktadır. Oysa şifre
yanlış çözümlenip, askerler çoğalmaları değil azalmaları gerektiği
sonucunu çıkarabilirlerdi. Nitekim Allah'ın dilemesiyle bu kimyasal
formül doğru olarak çözümlenebilmektedir. Şüphesiz böylesine etkileyici
bir düzenin varlığı sistemi oluşturan her bir hücrenin kayıtsız
şartsız, tam bir teslimiyetle kendini yaratan Allah'a (c.c) itaat
etmeleri ile mümkündür.
| 
Bu resimde
B hücrelerinin çoğalması ve
antikor üretmesi anlatılmaktadır.
|
Sonuçta
deşifre edilen düşmanla amansız bir mücadeleye giren, öldüren savunma
hücreleri, virüslerin içine sızdıkları hücreleri, üremelerine fırsat
vermeden öldürürler. Fakat tüm bunlar olurken aynı sırada ordunun
başka bir grubu daha savaşa destek vermek üzere faaliyet halindedir.
Bu destekçi askerler (B hücreleri) adeta bir fabrika gibi çalışarak
düşmana karşı saniyede binlerce silah (antikor) üreterek onların
hareketlerini yavaşlatmaktadırlar. Öncelikle B hücreleri vücuda
giren milyonlarca farklı düşmanı birbirinden ayırabilmek zorundadır.
Dolayısıyla bu ayrımı yapabilmeleri için de geniş ve kapsamlı bir
kimya laboratuvarına ve elbette kimya ilminin tümüne sahip olmaları
gerektiği apaçık ortadadır. Bu ayırımı doğru olarak yaptıktan sonra
da, onlara karşı en etkili olabilecek savunma araçlarını geliştirmeleri
gerekmektedir. Oysa gözle görülemeyecek kadar küçük olan B hücreleri,
tüm bu işlemleri kolaylıkla yapmalarının yanısıra saniyede binlere
varan hızlarıyla da bizleri şaşırtmaktadırlar.
İşte tüm bu evrelerin sonucunda, vücuda giren virüs aralıksız devam
eden güçlü taarruz karşısında yok edilmektedir. Savunma hücrelerinin
azami gayreti sayesinde artık savaş kazanılmıştır. Ancak savaşın
bittiğinin, ordunun halen faaliyet içinde olan tüm birimlerine haber
verilmesi gerekir. Aksi takdirde vücutta düşmana karşı teyakkuz
hali sona ermediğinden, birçok savunma askeri, faaliyetlerine devam
edecektir. İşte tam bu noktada yine sonsuz ilim sahibi olan Allah'ın
ilhamıyla baskılayıcı olan diğer bir grup göreve başlar. Baskılayıcılar,
bağışıklık sistemini savaştan önceki haline getirip, diğer gruplara
faaliyetlerini durdurmaları için sinyaller gönderirler. Vücudu savunma
konusunda hiçbir şekilde ödün vermeyen askerler, savaşın bittiğini
ilan eden bu çağrıyı duyduklarında hemen tam bir itaatle boyun eğerler.
İnsanı koruyan bu fevkalade sistemin özellikleri bu kadarla da kalmamaktadır.
Herşeyi en ince detayına kadar özenle planlayan Allah, yenilen düşmanın
saldırısının tekrarına karşı da olabilecek en akılcı tedbiri beraberinde
yaratmıştır. Bu inanılmaz tedbir ise savaş sonunda düşman virüsü
tanıyabilecek bir grup bellek hücresinin varedilmiş olmasıdır. Savunma
ordusunun hafızası olan bellek hücreleri sayesinde vücut, bir kere
savaştığı virüse karşı bağışıklık kazanmaktadır. Bu olayın içinde
gizlenen hikmeti fark etmek gerçekten de imani bir coşkuya vesile
olacaktır. Çünkü bellek hücreleri sayesinde savunma ordusu daha
önce belki de 40 sene önce yendiği virüsü hemen tanıyıp savaşın
tüm aşamalarını en baştan gerçekleştirmek yerine, sadece son aşamasıyla
düşmanını alt edebilecektir. En son teknoloji ile üretilmiş mükemmel
bir donanıma sahip bir bilgisayar elbette kendisine yükletilen verileri
eksiksiz depolayacak bir kapasiteye sahiptir. Ne var ki böyle bir
bilgisayarın bile 40 sene bozulmadan aynı bilgiyi saklaması ve gerektiği
zaman kullanılmasına izin vermesi adeta imkansızdır. Gerçekten de
bellek hücrelerinin savaşın kazanılması için ne kadar gerekli olduğu
görülmektedir. Zira bu hücrelerin varlığı olmasaydı, şüphesiz insan,
her an tarifi imkansız bir zorluk içinde kalacak ve daha önce savaştığı
düşmanını tanıyamayacağından her seferinde yeniden mücadele etmek
zorunda kalacaktı.
Şüphesiz böylesine mükemmel bir sisteme sahip olmamız Cenab'ı Allah'ın
geniş Rahmetinin ve Koruyan sıfatının en güzel tecellisidir. Savunma
sistemi olmasaydı, elbette insanın yaşamını sürdürebilmesi mümkün
olmazdı. Allah-u Teala'nın büyüklüğü ve sonsuz kudretini bu ve bunun
gibi arka arkaya tecelli eden nice deliller apaçık ortaya koyarken,
gören gözlerin Rablerine olan itaatleri bir kat daha artmaktadır.

|