|
Dünyaya
Açılan Pencere; Göz - 2
Bilimadamlarının
göz ile ilgili ortaya koyduğu gerçekler her geçen gün yaratılışa
olan hayranlığımızı daha da arttırıyor. Daha önceki yazımızda da
değindiğimiz gibi göz, vücudun en mucizevi organlarından birisi.
"Görme"nin gerçekleşmesi kadar, gözü bir araya getiren
parçaların yapısı ve birbirlerine uyumları da hayret verici. Her
biri bir diğeriyle mükemmel bir uyum içinde ve biri olmadan diğerinin
görevini yapması mümkün değil.
İşte
bu bölümlerden birisi de pek çoğumuzun varlığından bile haberdar
olmadığımız kirpiksi yapı ve kuşaklar. Bu kısım merceğin tam arkasında
bulunan küçük, karanlık, ağ gibi bir yapıdır. Bu örümcek ağına benzeyen
lifler ve kuşaklar merceği yerinde tutarlar. Böylece hem merceğin
odaklanması işini üstlenirler, hem de gözü belli bir basınç altında
tutarak göze şeklini verirler. Etrafımıza baktığımız, gördüğümüz,
algıladığımız her saniye hizmet halindedirler. Bir an bile ne yorulur,
ne de yaptıkları işten bıkkınlık duyarlar. Bizler ise genellikle
bu hizmetten habersiz günlük işlerimizi sürdürürüz. Oysa bu mikroskopik
ağların görevlerini yerine getirmeme durumunda tahmin ettiğimizden
daha çok sorunla karşılaşabiliriz. Birincisi göz sabit olarak yerinde
durmaz, ikincisi gözün hijyeni tam anlamıyla sağlanamaz.
Tüm bunların yanısıra, gözün kuşkusuz önemli işlevi görüntünün beyne
iletilmesidir. Bu noktada ise retinaya büyük iş düşer. Kamera için
film ne demekse, göz için de retina aynı anlamı taşır. Aynen film
gibi gözün arkasında bulunur ve odaklanan imaj önce buraya aktarılır,
buradan da beyne. Filmden farklılığı ise, bilindiği gibi herhangi
bir imajın görüntüsü kaydedildikten sonra film çıkarılır, daha doğrusu
filmin kapasitesi sınırlıdır. Oysa retina kendi kendini yeniler,
milyonlarca değişik imajı görüntüler ve asla bir yenisiyle değiştirilmeye
ihtiyacı yoktur. Bir ömür boyu kullanılır.
Bu
hassas organizasyon milyonlarca alıcı, verici hücre, bağlantı hücreleri
ve destek hücrelerinden oluşur. Bu teşkilatlı yapıda ise alıcı hücrelerin
özel bir yeri vardır. Mikroskop altındaki şekilleri itibarıyla koniler
ve çubuklar olarak adlandırılan bu hücrelerin sorumlulukları da
yapılarına uygun olarak belirlenmiştir.
Örneğin
koniler detaylı ve keskin görüntülerde kullanılır, çünkü onlar retinanın
merkezinde aynen bir benek gibi birarada bulunurlar. Otobanda uzaktaki
bir tabakayı okumak durumunda kaldığımızda, koniler devreye girer
ve böylece görüntünün netliğinde hiçbir bozulma olmaz. Bu milyonlarca
koninin beyne bağlanmak için herbirinin kendisi ve ait olan optik
sinirleri vardır. Dolayısıyla sadece bir milimetre çapında olan
ve retinanın %1'ini oluşturan bu benek çok hayatidir. Aslında gözün
bir tek bu bölümü bile insanı hayrete düşürmeye, imanını güçlendirmeye
yeter de artar bile.
Ancak
mikroskop altında görülebilen mikro bir alanda, böylesine kusursuz,
böylesine mükemmel aynı zamanda böylesine karmaşık bir sistem kuran
Rabbimizin şanı çok yücedir. Sizler bu satırları okurken, dönüp
birine baktığınızda, gazetenin sayfalarını çevirirken her an, her
saniye bu muhteşem sistem hiç aksatmadan görüntüyü iletiyor. Tüm
bunların gerçekleşmesi için sizin hiçbir müdahalenize ihtiyaç yoktur.
En ince ayrıntısına kadar hesaplanmış olan bu mekanizma size hiç
iş bırakmaz. Şöyle bir düşünelim, sadece tek bir kareyi görebilmek
için tüm aşamaları bizim hesaplamamız ve düzenlememiz gerekseydi.
Son derece zor olan bu işlemi gerçekleştiremeyeceğimiz gibi kurgulamamız
bile kimbilir ne kadar imkansız olurdu. Üstelik bizim önümüzde bir
de model var. Oysa Yüce Allah hiçbir örnek olmadan yoktan vareden
ve yarattığını en güzel şekilde takdir edendir.
Bu ancak salih müminler düşünüp anlayabilir. Bizi yoktan vareden
Rabbimiz hem kendi nefislerimizde hem de dış dünyada ayetlerini
bize göstermektedir. Tüm bunları bile bile sanki herşey çok normalmiş
gibi davranmak mümine yakışmaz. Mümin olağanüstü bir durumla karşı
karşıya olduğunun bilincindedir, kendisi için özenle yaratılmış
mucizeleri gördüğünün farkındadır. Bu nedenle Rabbimin kendisine
verdiği nimete şükür halindedir.

|