Dünyaya Açılan Penceremiz

Göz yaşamımızı sürdürebilmemiz için en çok ihtiyaç duyduğumuz organlarımızdan biri. Doğduğumuz andan beri kesintisiz çalışan bir mekanizma. Belki de bu yüzden görmenin nasıl gerçekleştiğini, bu harika mekanizmanın ne gibi -detayları olduğunu pek düşünmeyebiliyoruz. Oysa göz, vücudun dünyaya açılan penceresi. bütün bilginin beyne iletildiği ilk adım ve bunun sonucunda da karar vermenin ilk aşamasıdır.

Pek çoğumuzun göz ve görmeyle ilgili bilgisi okul sıralarında öğrendiği teknik açıklamalarla sınırlıdır. Göz öyle muhteşem bir yapı gösterir ki, hiçbir periyodik düzenleme ve bakım gerektirmeden milyonlarca yıldır görevini yerine getirir. Bir ömür boyu kullanılır ama ne eskir ne de yerine yenisini koymak gerekir. Üstelik her bir parçası, hayret verici özelliklerle doludur.

En dıştaki göz kapağı tam bir tasarım harikası görünümündedir. Pek çok kitapta,"dünyanın en eski rüzgar camı"olarak nitelendirilen göz kapağı, gözün kavisli yapısı üzerine mükemmel olarak oturan bir mekanizmadır. Bu kapağın esnekliği de bir başka önemli unsurdur. Bu sayede, göz açıp kapama işlemi sorunsuz bir şekilde halledilir; hem de hiçbir yavaşlama, aksama, takılma olmaksızın. Hangi teknoloji, hangi bilgi bu kadar uyumlu, esnek gözümüzü, her açıp kapadığımız da oluşabilecek sürtünmeyi, kapanma açısını, kapanma hızını hesaplayarak çalışmasını sağlayabilir?

Gözün insanı hayrete düşürücü özellikleri bu kadarla bitmiyor. Gözyaşı da bu mucizelerden biri. Gözyaşı, içinde bulunan lizozom adlı madde sayesinde gözün temizlenmesi görevini üstlenmiştir. Lizozom, fenik asitten bile daha etkili bir dezenfektandır. Olayın inanılmaz olan yönlerinden biride budur. Çünkü fenik asit binaları dezenfekte etmekte kullanılan bir maddedir. Peki nasıl oluyor da böylesine güçlü, asitik bir dezenfektan göz gibi hassas bir organa hiç zarar vermeden işini görüyor?

Lizozom sayesinde göz muhtemel enfeksiyonlardan korunur. Üstelik sıvının miktarı da ihtiyaca göre otomatik olarak salgılanır ki, mesela, uykuda bu sıvı salgılanmazken, normal zamanda da kontrollü olarak salgılanır. Burdaki ölçüde sadece gözü kurumaktan koruyacak ve göz küresinin yüzeyini nemli tutacak kadardır. Bu nemlilik sayesinde de, göz hareket ettiğinde sürtünme nedeniyle doğabilecek aşınma engellenmiş ve çok hassas bir denge sağlanmıştır.

Bir sıvının kendi kendine, bukadar çok ve ayrıntılı fonksiyonları gerçekleştirip düzenlemesi tesadüf sonucu olabilir mi? Peki yeterli miktarı nereden bilebilir gibi bir çok sorunun en güzel cevabını yine Beniüzaman Saidi Nursi'nin eserlerinde buluyoruz.

"... işte bütün bu haller, iki kere iki dört eder derecesinde kat'i gösterir ki, şu saray_ı acibin ustasına; yani, şu garip alemin sahibine herşey musahhardır. Herşey O'nun hesabına çalışır. Herşey O'na bir emirber nefer hükmündedir. Herşey O'nun kuvvetiyle döner. Herşey O'nun hikmetiyle tanzim olur. Herşey O'nun keremiyle muavenet eder. Herşey O'nun merhametiyle başkasının imdadına koşar, yani koşturulur. Ey arkadaş! Haddin varsa buna karşı bir söz söyle!"