Hücrenin
Enerji Santrali Mitakondri
Canlılığın
temeli olan hücre, mikron değerinde küçük ve gözle görülmeyen bir
yapı olmasına rağmen, bünyesinde Cenab-ı Allah'ın sonsuz aklı tecelli
eder. Hücrenin derinliğine indikçe insanı hayretlere düşürecek ve
imanını arttıracak nice detaylar görülür. Hücrede yapılacak bütün
faaliyetler için gerekli enerjiyi üreten mitokondriler de bu harikulade
yapılardan sadece biridir. Öncelikle yapısı, daha sonra bu yapısına
uygun görevleri incelendiğinde neden insanı kendisine hayran bıraktığı
daha net olarak anlaşılmaktadır.
Vücut
için gerekli enerjiyi üretmekten, kalsiyumu depolamaya ve hücre
solunumunu gerçekleştirmeye kadar bir çok hayati işlemi yerine getiren
mitokondrilerin boyları 1-5 milimikron arasındadır. Bu küçücük varlık
çift zarla çevrilmiştir. Görünümü oval veya yuvarlak olan dış zar,
mitokondriyi korumakla görevlidir. Burada asıl önemli olan bu zarın
"seçici geçirgenliği"dir. Mitokondrinin içindeki faaliyetlerin
düzenli yürüyebilmesi için gerekli olan maddeler, hücrenin içine
bu zardan rahatlıkla geçerlerken, gereksiz olan veya faaliyetleri
engelleyebilecek maddeler bu dış zar tarafından içeri alınmazlar.
Hücre içinde bulunan birçok elementten sadece kalsiyum iyonunu seçip,
depolamak üzere içine alması ise kendisinde tecelli eden engin aklın
bir göstergesidir.
Dış zarın içinde yer alan, girintili-çıkıntılı yapısıyla geniş bir
yüzeye sahip olan iç zara "krista" adı verilir. Bu zarın
görevi, üzerinde bulundurduğu solunum enzimleriyle hücre solunumunu
gerçekleştirmek, aynı zamanda da mitokondri içine alınan molekülleri
enerjiye dönüştürmektir. Bu iç zarın en mucizevi yönü, girintili
çıkıntılı yapısıyla arttırdığı yüzey alanının- hücrenin ihtiyaç
duyduğu enerjiyle doğru orantılı olmasıdır. Her hücredeki kristanın
kıvrım sayısı, dolayısıyla yüzey alanı farklıdır. Kimisinde içiçe
geçmiş ve hücrenin bir tarafından diğer tarafına uzanan bir yapı
varken; kimisinde de bu kıvrımlar çok seyrektir. Bu farkın sebebi,
her hücrenin enerjiye olan ihtiyacının farklı olmasıdır. Örneğin
kas hücreleri, özellikle kalp kası hücreleri çok yoğun enerjiye
ihtiyaç duyduklarından, hem hücrelerdeki mitokondri sayısı diğer
hücrelere kıyasla fazladır, hem de mitokondrilerin iç zarlarındaki
kıvrım sayısı. 1 milimikron boyundaki bir yapının, içinde bulunduğu
hücrenin ne kadar enerjiye ihtiyacı olduğunu hesaplaması ve iç zarını
bu enerjiyi üretebilecek kapasitede varetmesi mümkün olmadığına
göre; Cenab-ı Allah'ın en ince detayda gizli özel bir yaratması
ile karşı karşıya olduğumuz açıktır. Burada görülen birbirine uygunluk,
Rabbimizin "eşyayı ve herşeyin aza ve cihazını birbirine uygun
ve mülayim bir halde yaratan" anlamındaki "Bari"
sıfatının güzel bir tecellisidir
İç zarın çevrelediği "matriks" denilen kısımda ise hücrenin
genetik bilgisini taşıyan DNA, protein sentezi ile görevli ribozomlar
ve glikoz moleküllerinin parçalanmasıyla ortaya çıkan enerjinin
depolandığı, kısaca ATP denilen "Adenozin Trifosfat" molekülleri
bulunur. Mitokondrinin yerine getireceği görevleri için, bu karmaşık
ve mükemmel yapının nasıl kullanıldığına gelince...
Özel bir yaratılışla varolan mitokondrinin, hücre organizasyonu
içinde üstlendiği en önemli görev, hücrenin, dolayısıyla insanın
yaşamsal faaliyetleri için gereken enerjiyi üretmektir. O, aynen
bir fabrika gibi fakat hiç kimsenin yardımına ve bakımına ihtiyaç
duymadan ve yaşadığı süre içinde görevini hiç aksatmadan, Allah'ın
kendisine ilham ettiğini sürekli yerine getirerek, enerji üretir.
Bu mikroskobik yapının enerji üretmek için kullandığı metod, mükemmel
bir organizasyon gerektirir. Hücrede üretilen enerjinin kaynağı,
insan vücuduna giren şeker yani bilimsel adıyla glikozdur. Hücre
içine giren glikoz, önce pirüvik asit denilen bir bileşiğe dönüştürülür.
Bu işlemde glikozun parçalanması söz konusudur ve bunu hücrenin
sitoplazmasında bulunan glikozu parçalamakla görevli enzimler yerine
getirir. Daha sonra bu pürivik asit molekülleri, mitokondrinin seçici
olan dış zarı tarafından adeta tanınarak içeriye alınır. İkinci
zara rastladığında buradaki solunum enzimleriyle karşılaşan pürivik
asit, bir dizi kimyasal reaksiyon sonunda ATP molekülüne dönüştürülmüş
olur ve bu haliyle mitokondrinin 'matriks' denilen iç kısmında saklanır.
ATP, vücutta üretilen enerjinin depo edildiği bir moleküldür. Bünyesinde
bulunan üç fosfat bileşiğinden biri, molekülden ayrıldığında açığa
8000 kalori enerji çıkar. Milimikron değerindeki küçük bir molekülün
içine bu kadar fazla enerjiyi hapsedebilmesi ve vücuttaki bütün
hücrelerin de bunu biliyormuşçasına ürettikleri enerjiyi ATP molekülüne
çevirerek depo etmeleri, kesinlikle büyük bir mucizedir. Hücre,
aldığı bir glikoz molekülünü enerjiye dönüştürdüğünde 32 tane ATP
molekülü elde eder. Bunlardan bir kısmı o anda gereken hücresel
faaliyetlerde kullanılırken, fazla olan diğerleri daha sonra kullanılmak
üzere mitokondrinin içinde saklanırlar. Hücrenin yaşamsal faaliyetleri
derken solunumun gerçekleşmesi, kasların kasılması, sinir akımının
iletilmesi ve hücre için gerekli birçok bileşiğin yapılması kastedilmektedir.
Böyle düşünüldüğünde açıkça görülüyor ki, bir insanın yaşayabilmesi
için, belki birçoğumuzun varlığından haberdar bile olmadığı, küçük
enerji fabrikaları mitokondriler, hayati önem taşımaktadırlar.
Mitokondrinin hücre içinde üstlendiği görev, enerji üretmekle bitmez.
İçinde bulundurduğu çeşitli mineraller ve yapılar nedeniyle, farklı
işlevleri de vardır. Bunlardan biri de, hücre içindeki kalsiyum
iyonlarını depolamaktır. Hücrede meydana gelen bir çok kimyasal
reaksiyonun gerçekleşmesinde bu iyonlar aktif rol oynamaktadırlar.
Bu yüzden hücrenin içinde serbest olarak dolaşmaları, hangi reaksiyonu
ne zaman başlatacaklarını bilmediklerinden, karışıklığa yol açacaktır.
İşte bu noktada mitokondriler serbest dolaşan kalsiyum iyonlarını
içlerine alarak bu karışıklığı önlerler. Sadece hücre içindeki reaksiyonların
yürütülmesinde kalsiyum iyonlarına ihtiyaç duyulduğunda, mitokondri
tarafından gerektiği kadar kalsiyum hücre içine gönderilir. Bu işlemde
mitokondrinin, yapılacak reaksiyon için ne kadar kalsiyuma ihtiyaç
duyulacağını hesaplayıp o kadar kalsiyum göndermesi, böylesine küçük
bir yapıda tecelli eden sonsuz aklın muazzam bir örneğidir. Bu işlem
ile bir yandan hücre içinde oluşabilecek karışıklıkların önüne geçilmiş
olurken, diğer yandan da kalsiyum iyonları gerektiği yerde, gerektiği
kadar kullanıldığından israf da önlenmiştir.
Bir mikron büyüklüğündeki bu yapının içinde, günde milyonlarca kez
gerçekleşen bu karmaşık ve karmaşık olduğu kadar da muazzam organizasyon,
Rabbimizin bütün alemleri bir düzen içinde yönetmesine güzel bir
örnektir. Bediüzzaman Said-i Nursi'nin bu konudaki şu tefekkürü
Yüce Rabbimizin sonsuz kudretini en etkileyici şekilde dile getirmektedir:
"Zerreyi
icad eden, yıldızın icadından aciz kalamaz. Ve lisan gibi bir
uzvu halk eden, elbette insanı kolayca halk eder. Ve bir tek insanı
böyle mükemmel yaratan, herhalde bütün hayvanatı kemal-i sühuletle
yaratabilecek ve gözümüz önünde yaratıyor. Ve çekirdeği bir liste,
bir fihriste, bir defter-i kavanin-i emriye, bir ukde-i hayatiye
mahiyetinde yaratan, elbette bütün ağaçların Halikı olabilir.
Ve alemin bir nevi manevi çekirdeği ve cemiyetli meyvesi olan
insanı halk edip bütün esma-i İlahiyeye mazhar ve ayine ve bütün
kainatla alakadar ve zeminin halifesi yapan Zatın elbette ve elbette
öyle bir kudreti var ki; koca kainatı, insan icadının kolaylığı
ve sühuleti derecesinde halk edip tanzim eder. Öyle bir insanın
Halıkı, Sanii, Rabbi kim ise; elbette bedahetle yılzıdların ve
nevilerin ve küll ve külliyatların ve ağaçların ve bütün kainatın
Halıkı, Sanii, Rabbi aynen Odur. Başka olması muhal ve mümtenidir."
(El-Huccetü'z-Zehra, sf.115)

|