Buzlu Topraklarda Yaşayan Kanarya Bitkisi - 1

Hemen hemen hiçbir canlının yaşama imkanı bulamadığı topraklarda ayakta kalmayı başaran bir çok bitki, estetiği, savunma sistemleri ve zor koşullara göre geliştirdikleri tedbirlerle bilim adamlarına yapacakları araştırmalarda yepyeni kapılar açmıştır. -88C°'yi bulan buz kütlelerinin sarmaladığı kayalarda kök salan siyah likenler, tabanı balçıkla kaplı tuzlu denizlerin içinden bütün ihtişamı ile yükselen mangrovlar, tek bir su damlasının bile hayati önem taşıdığı Namib çöllerinde filizlenen ilginç bitkiler araştırıldıkça, bitkiler aleminde hüküm süren sessizliğin altındaki olağanüstü yaşantı yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştır.

İnsanların belirli teknik imkanlara sahip olmadan yaşamaya dahi cesaret edemeyecekleri kadar tehlikeli coğrafi koşullara sahip bölgelerde ayakta kalmayı başaran bu bitkiler, olabilecek en akılcı ve en rahat hayatı sürerler. Okyanusun yüz-yüzelli metre derinliklerinde yaşayan tek hücreli bitkisel planktonların nasıl olupta fotosentez yapabildikleri, yüksek dağların yamaçlarında yaşayan bitkilerin kilometrelerce uzağa polen tozlarını yaymayı nasıl başardıkları, bataklığın içinde yetişen bitkilerin ihtiyaçları olan besine nasıl ulaştıkları uzun yıllar süren çalışmalar sonucunda ortaya çıkarılabilmiştir.Bitkilerin yaşayabilmek için kullandıkları ilginç yöntemleri ortaya çıkaran bilim adamları, ellerindeki bütün imkanlara ve harcadıkları zamana rağmen, bu canlıların böylesine zekice yöntemleri nasıl düşünüp, akledebildikleri konusunu teknik olarak açıklayamamaktadırlar.

Bağlı olduğu topraklardaki suyun, ısının ve minerallerin yeterli olmamasına rağmen hayatta kalmayı başaran bu mucizevi canlılardan biri de, ekvator akşamlarının dondurucu rüzgarları arasında yetişen kanarya otlarıdır. Geceleri toprağın üzerinde ince bir buz tabakasının görüldüğü bu bölgede, binlerce metre yüksekliğindeki Kenya dağının etekleri Kanarya bitkileriyle kaplıdır. Gündüz oluşan kavurucu sıcaklığın, geceleri şiddetli bir soğuğa dönüştüğü ekvator iklimi, bir çok bitkiye hayat hakkı tanımaz. Ekvator bölgesinde gözlem yapan bilim adamlarını bu bitkiye yönlendiren ise, geceleri üzerini büyük bir hızla kaplayan kırağıya rağmen kanaryaların canlılığını devam ettirebilme yeteneğidir. Üzerini saran buz tabakasının altından kurtulmayı başararak toprakta boy atan bu çiçekler, hiçbir bitkinin kolay kolay güç yetiremeyeceği zorlu şartlara çok ilginç yöntemlerle karşı koyarlar.

Kanarya bitkisinin soğuğa karşı mücadelede kullandığı ilk yöntem, yapraklarında geliştirdiği özel bir savunma şeklidir. Kanaryaların yaşayan yapraklarında, dokuların kırağıdan zarar görmesini engelleyen özel bir madde üretilmektedir. Bu koruyucu madde sayesinde bitkinin üzerindeki ince buz tabakasının güneşin altında eridiği, sonra gövdesinin yeniden eski canlılığına kavuştuğu görülmüştür. Ancak kırağının kanarya bitkisine vereceği zararların, sadece bu madde ile önlenemeyeceğini bilen araştırmacılar, bu düşük ısılarda bitkinin nasıl olupta donmadığı konusunda son derece ayrıntılı bir inceleme yapmışlardır. Bu araştırma sonucunda bitkinin, ekvator ikliminin bu zararlı etkisinden kurtulabilmek için kullandığı ikinci bir yöntem olduğu açığa çıkmıştır.

Kanaryalar, soğuğun etkisiyle donmaya başlayan gövdelerini ısıtmak için, son derece akılcı bir yöntem kullanırlar. Bitkinin üzerini saran buzlar gün ışığıyla erimeye başlarken, yaprak gözeneklerindeki suyun da buharlaşmasına sebep olurlar. Fakat oldukça güzel bir görünüme sahip olan kanarya bitkisinin yaşayabilmek için, boşalan gözeneklere suyu geri göndermesi ve kuruma tehlikesi ile karşı karşıya kalan yapraklarını kurtarması gerekmektedir. Yaprakların ihtiyacı olan suyu gönderebilmek için gövdesindeki su kanallarını kullanmak zorunda kalan bu çiçekler, kırağının kendileri için hayati tehlike oluşturan yönlerinden biriyle daha karşı karşıya kalırlar. Bu tehlike, havanın soğumasıyla birlikte su kanallarının da yavaş yavaş donmaya başlamasıdır. Gövdesindeki kanalların buzlanmaya başlamasıyla gözeneklere tekrar su gönderemeyecek hale gelen kuzey kanaryalarının, kısa sürede kuruyup ölmesi beklenirken tam aksine bitkinin son derece sağlıklı bir şekilde hayatına devam ettiği görülmüştür. Bunun sebebi ekvator bölgesinde yetişen kanarya çiçeklerinin donma tehlikesine karşı kullandıkları bu ikinci yöntemdir.

Bu çiçekler, diğer bitkilerde sıkça rastlanmayan son derece ilginç bir metod kullanarak, su kanallarını kaplayan buzlardan kurtulmayı başarmıştır. Kanarya bitkisinin yuvarlak gövdesini saran yaprakların en alt halkası, her yıl belirli bir dönemde kurumaya başlar. Ancak yapraklarının bir kısmı solan kanaryalar, diğer bitkilerin aksine bu yaprakların toprağa düşmesine izin vermez ve gövdelerinde tutmaya devam ederler. Böylece gövdesinin en alt kısmında kalın bir zırh oluşturan kuru yapraklar, dışarıdaki şiddetli soğuğa karşı bitkiyi korumuş olurlar. Bu akılcı yöntemle gövdesindeki kanalların buz tutmasını engelleyen kuzey kanaryaları, geriye kalan yapraklarının hayatına devam edebilmesi için gerekli olan suyu onlara rahatça göndermeyi başarırlar.

Yaşadığı ortamın güçlüklerini biliyormuşçasına her yönüyle tam bir savunma içinde olan kanarya bitkileri, kendilerini olabilecek en akılcı metodlarla korurlar. Burada bilim adamlarının hayranlıkla izledikleri, son derece güçlü bir aklın bitkinin yaşamının her anına hakim olmasıdır. Bu çiçekler ilk iş olarak, kırağının dokularına vereceği tahribatı önleyen bir madde üretmeye başlarlar. Halbuki bir bitkinin kendi aklıyla soğuğun zararını ortadan kaldıracak ve aynı zamanda da bünyesine zarar vermeyecek bir maddenin formülünü keşfedip sonra da elindeki imkanlarla bunu üretmeyi başarması imkansızdır. Hatta insanların bile böyle bir buluş yapabilmeleri için son derece gelişmiş bir teknolojiye ve konuyla ilgili uzun bir eğitime ihtiyaçları vardır. O halde kanarya bitkisi, böyle bir maddenin formülünü nasıl akletmiş ve bunu üretmek için gereken sistemi kendi içinde oluşturmaya nasıl karar vermiş olabilir? Üstelik yaşayabilmek için, aldığı bu tedbirin de yeterli olmayacağını bilen kanarya otları, soğuğun kanalların içindeki suyu dondurma ihtimaline karşı da ikinci bir savunma geliştirmiştir. Bu bitki için, su kanallarının buz tutmasını engelleyecek en etkili belki de tek yol, gövdesinin açıkta kalmaması ve kalın yapraklarını bir örtü gibi kullanarak gerekli ısıyı sağlamasıdır. Bunun için de normal koşullarda kuruyunca kopması gereken yapraklar, sanki özel bir emir almışçasına hiçbir şekilde bitkiden ayrılmazlar. Eğer diğer birçok bitkide olduğu gibi ölen yapraklar yere düşecek olsa, gövdesindeki donmayı engelleyemeyecek olan kanaryaların, neslini devam ettirebilmesi imkansız hale gelirdi.

Bunların tümünü kendi başına yapabilmesi için bitkinin, önce soğuğu kendi imkanlarıyla nasıl engelleyebileceğini düşünüp bulması sonra da bulduğu yöntemi uygulayabilmek için vücudunda özel bir sistem geliştirmesi gerekmektedir. Kanarya bitkisinin böylesine detaylı ve mükemmel bir plan uygulayarak yaşayabildiğini gören gözlemciler, aklı, zekası ve şuuru olmayan bir canlının bunu yapamayacağını bildiklerinden, gördükleri düzenin sonsuz bir aklın varlığı ile açıklanabileceğini kabul etmek durumunda kalmışlardır