|
İncir
Çekirdeğindeki Özel Misafirhane - 2
Güney
Afrika'nın sıcak ikliminde yetişen incir ağacını, sayısız bitki
ve çiçeğin içinden seçerek üzerine yerleşmeye karar veren yaban
arıları, amaçlarına ulaşmak için oldukça zorlu bir mücadele verirler.
Bu mücadelenin sonucunda incir çiçeğinin içine yerleşmeyi başaran
dişi arı, yumurtalarını bitkinin özel bir bölümüne yerleştirdikten
sonra görevini tamamlamış olur.
Dişi yaban arısının bu akılalmaz yolculuğunun sona ermesi, onun
ölümüyle gerçekleşir. Annenin ölümünden sonra incir çiçeğinin özel
olarak hazırladığı yuvarlak odacıkların içinde yumurtadan çıkan
arılar, büyük bir hızla gelişmeye başlarlar. Ancak yumurtadan çıkan
yavrulardan erkek olanlar, diğerlerine nazaran daha süratli büyür
ve yetişkin hale gelince teker teker kendilerine ait olan yumruların
içinden dışarıya çıkmak için harekete geçerler. Yumurtaların etrafını
oldukça sağlam bir duvarla çevrelemiş olan bu odacıkların içinden
çıkmak, arılar için kolay olmamasına rağmen kör ve kanatsız olarak
doğan erkek arılar, kuvvetli çeneleri sayesinde bunu rahatlıkla
başarırlar. Fakat aynı durum dişiler için söz konusu değildir. Bunun
sebebi çene yapıları erkekler kadar güçlü olmayan dişilerin, odacığın
duvarını kemirerek bir kapı açma ihtimallerinin olmamasıdır. Ancak
böyle bir durum sayılarının tükenmesine sebep olacağından, yaban
arılarının neslini devam ettirmesi imkansız haline gelirdi. Halbuki
bu arılar, Afrikanın güneybatısındaki, yeşilliklerin arasına gizlenen
incir ağaçlarının etrafında oldukça sık ratlanılan canlılardandır.
Bu nedenle, bir yolla yumrunun içinden kurtulmuş olması gereken
dişi arıların, bunu nasıl başardıklarını anlayabilmek için araştırmalara
devam edilmiştir. Yapılan gözlemlerden çıkan sonuç, küçük bir çiçeğin
içinde yüzyıllardır, insanların farkında bile olmadıkları olağanüstü
bir yaşantının hüküm sürdüğüdür.
Bu yaşantının sahibi olan erkek ve dişi yaban arıları, son derece
değişik bir yardımlaşma içinde hayatlarını devam ettirirler. Pupa
dönemini geçirdikleri kendilerine ait olan yumrulardan dişilerden
daha önce çıkmış olan erkek arılar, gözleri görmeyen ve kanatları
olmadığı için uçabilme yeteneğine sahip olmayan hayvanlardır. Bu
arılar, bütün hayatlarını incir çiçeğinin içinde geçirir ve .dışarıya
çıkamadan burada yaşamaya devam ederler. Erkek yaban arıları, kendi
odacıklarından çıkmayı başaramayan dişi arıları kurtarmak için beklenmedik
bir fedakarlıkta bulunur ve onların bulunduğu yere giderek odacığın
duvarlarını kemirmeye başlarlar. Bir müddet kemirdikten sonra duvarı
delmeyi başaran yaban arıları, böylece içeride kapalı kalmış olan
dişileri kurtarır ve yavruların dışarı çıkmalarını sağlamış olurlar.
Dişilerin yumrudan kurtulmuş olmaları, içinde bulundukları tehlikeyi
hafifletmiş ama tümüyle ortadan kaldırmamıştır. Çünkü yavruların
dışarı çıkabilmeleri için aşmaları gereken bir engel daha vardır.
Bu engel oldukça kalın bir yapıya sahip olan çiçeğin, dış kabuğudur.
Dişi arıların incir ağacından ayrılıp havalanabilmeleri için çiçeğin
dış kısmını da delmeleri gerekmektedir. Bunu yapabilmek için de
yeterli kuvvete sahip olmayan dişiler, yine çiçeğin içindeki erkek
arıların yardımıyla kurtulmaya çalışırlar. Ama bu sefer erkek arılar
dış duvarı delebilmek için takım halinde çalışırlar. Bu nedenle
toplanarak biraraya gelen arılar, hep birlikte çiçeğin duvarını
kemirmeye başlar ve burada dişilerin dışarıya çıkabileceği bir tünel
meydana getirirler. Üstelik erkek arıların büyük bir çaba sarfederek
meydana getirdikleri bu geçit, onların hiç bir zaman kullanma imkanına
sahip olmadıkları bir çıkış kapısıdır. Bu nedenle hep birlikte bir
araya gelerek yaptıkları tünel çalışmasının amacı sadece, neslin
devamını sağlayacak olan dişi arıların dışarı çıkmalarını sağlayabilmektir.
Yaban arılarıyla ilgili tüm bu özellikler ortaya çıkarıldıkça onlarla
ilgili cevaplanamayan sorular da aynı oranda artmıştır. Çünkü bu
hayvanların erkek olanları kör ve kanatsızdır. Dolayısıyla içinde
bulunduğu çiçeğin neye benzediğini hangi bölümünde bulunduğunu ve
kendisinin ne tür zorluklarla karşı karşıya olduğunu farkedebilecek
bir imkana sahip değildir. O halde doğuştan kör olan bu arılar,
yumrunun içinde kapalı kalan dişilerden veya onların buradan çıkamayacak
durumda olduklarından nasıl haberdar olabilmişlerdir?
Erkek arıların bu odacığın yanına gelir gelmez duvarını kemirmeye
başlamaları gerçekten çok büyük bir mucizedir. Çünkü normalde şartlarda
buraya girmek için bir delik aramaları gerekirken onlar, böyle bir
girişin olmadığından eminmiş gibi ilk olarak odacığın duvarını kemirmeye
başlarlar. Bununla da kalmayıp dişiler yumrunun içinden kurtulduktan
sonra, onların dışarı çıkabilmeleri için bir de dış tarafa bir tünel
açmaya başlarlar.
Burada merak edilen erkek arıların çiçeğin içinde kemirerek zarar
verebileceği bir çok bölüm varken, gözleri görmediği halde bitkinin
dış duvarını nasıl ayırt edebildiği, bununda ötesinde dişilerin
dışarı çıkması gerektiğine ve çıkabilmeleri için de herhangi bir
çıkış kapısı olmadığını nereden bildikleridir. Üstelik çiçeğin üzerinde
herhangi bir delik olup olmadığını görme imkanına sahip olmayan
bu hayvanlar, kendilerine hiç bir fayda sağlamayacağı halde bir
çıkış tüneli kazmaya karar verir ve toplu olarak aynı anda duvarı
kemirmeye başlarlar. Bilim adamlarının cevaplayamadıkları konulardan
biri de, aralarında anlaşıp, dişilerin yuvadan çıkabilmesi için
tünel kazmaya karar verip, bunun içinde toplu bir işgücüne ihtiyaç
olduğunu düşünerek harekete geçme imkanına, zekasına ve şuuruna
sahip olmayan bu hayvanların bu toplu faaliyeti nasıl gerçekleştirebildiğidir.
Erkek arıların bu mucizevi tavrının yanında dişilerin hareketleri
de incelendiğinde yaban arılarının hayatlarını ne kadar büyük bir
yaradılış delili olduğu daha iyi anlaşılmıştır.

|