|
Saldırgan
Mikroplara Karşı Savaşan Gizli Ordu
İnsanı
gaflete sürükleyen en büyük tehlikelerden biri hiç kuşkusuz "düşünmemektir".
Eğer insan, günlük hayatın sayısız ayrıntılarına kapılıp düşünmeyi
unutursa, doğal olarak "akleden varlık" olma özelliğini
yitirmiş olacaktır.
Oysa gözümüzün gördüğü ve göremediği milyonlarca alem içinde insanın
düşünebileceği, hatta düşünmesi gereken öyle çok nokta vardır ki...
Kendi bedeni de buna en güzel örneklerdendir. Bedeninin her noktasında
ayrı bir detay, her detayda ise ayrı mucizeler gizlidir.
Şüphesiz insan vücudunda ele alınıp incelenmesi gereken konular
yüzlercedir. Bunlardan biri de, vücudun doğal savunma sistemindeki
harika yönlerdir. İşin ilginç yanı ise çoğu insanınn, vücuduna yerleştirilmiş
olan bu ince sistemden pek de haberdar olmamasıdır.
Oysa insan her an, havada bulunan yüzlerce mikropla karşı karşıya
gelmektedir. Bu mikroplardan hastalık kapması an meselesiyken, vücudun
"kendi kendine mikroplardan korunma sistemi" sayesinde,
çoğunun vereceği zararlara karşı koyabilmektedir.
Elbette ki insanın aklına hemen şu soru gelir: "Nasıl oluyor
da vücut bu sayısız mikroplara karşı kendi kendini koruyabiliyor?".
Bu sorunun cevabı hem çok yönlüdür, hem de oldukça düşündürücüdür.
Öyle ki, konuyla ilgili ayrıntıları araştırırken karşısına çıkan
her incelik insanı hayrete düşürmekte ve her kusursuzluk ona bütün
evrenin Yaratıcısını, herşeyi büyük bir uyum içersinde yerli yerince
takdir eden Yüce Allah'ı hatırlatıp tesbih ettirmektedir.
İlk olarak ağız yoluyla vücuda saldırı düzenleyen bir mikroorganizmanın
kaçınılmaz yenilgisine bir göz atalım:
Mikroorganizma insanın en fazla mikrop kapabileceği yerlerden biri
olan ağıza yönelir. Fakat her insanın dilinin üzerinde "peptit"
adı verilen doğal antibiyotikler yer almaktadır. Yediğimiz yiyecekler
vasıtasıyla ağızdan vücuda girmeye çalışan mikroplar peptitler tarafından
daha ilk hamlede durdurulurlar. Böylelikle insanın vücudu, ilerledikleri
takdirde kendisi için büyük bir tehlike teşkil edebilecek düşmanlara
karşı ilk galibiyetini almış olur.
İnsanın mikroplara karşı sahip olduğu bir başka avantaj ise, derisidir.
Deri çoğu organizmaya karşı aşılmaz bir engeldir. Gövdeyi bir örtü
gibi saran, insanı mikroplara karşı koruduğu gibi sıcaktan, soğuktan
bütün dış etkenlerden, darbelerden, basınçtan da koruyan deri, gerçekten
de insan için son derece önemli bir savunma kaynağıdır. Ayrıca sürekli
olarak pullanıp dökülerek yenilenen deri bazı mikropları da beraberinde
atmaktadir.
Bedeni saran bir baska kılıf da mukozalardır. Bunlar organların
iç yüzlerini kaplarlar. Mikroorganizmaların deriye göre daha kolay
aşabildikleri mukozalar yine de vücuda fiziksel, kimyasal ve biyolojik
açılardan güçlü bir direnç kazandırır.
Peki solunum yollarından hava ile birlikte kolayca vücuda girebilen
mikropların ilerlemesi nasıl engellenebilmektedir?
Bu şekilde vücuda girmeyi başaran mikropların bir kısmının yolu
burun ve yutakta kesilir; bir kısmı ise bronşlara kadar ulaşabilir.
Burada çok hassas ve ince bir tasarım harikası ortaya çıkmaktadır:
Solunum yolları titrek tüylü epitelyum hücreleriyle kaplıdır. Bu
tüyler üzerlerindeki salgıyı 5-20 milimetrelik bir hızla ilerletir.
Salgıya yapışmış bu yabancı parçacıklar böylece dışarı atılmak üzere
yukarı doğru itilmiş olur. İşte bu noktada insan-solunum yollarındaki
bu gelişmeden habersiz olarak öksürme ihtiyacı duyar; öksürük ise
bu atılma işlemini hızlandırmaktadır.
Bunlardan başka, bazı organlar sürekli ¨yıkanarak¨ temizlenirler.
Örneğin gözler gözyaşları ile yıkanıp mikroplara karşı doğal bir
temizlik sağlarlar.
Vücudun bazı bölgelerindeki ¨yerel asitlik¨de mikropların çoğalmasına
karşı aşılması güç bir baraj oluşturur. Bu asitliğe deri üzerinde
veya midede de rastlanabilir. Yağ bezleri de mikropları rahatça
öldürebilen yağ asitleri üretirler.
Görüldüğü gibi vücudun çesitli yerlerinde ¨görevli savunma askerleri¨
bulunmaktadır. Teyakkuz durumunda harekete geçen bu askerler, içinde
bulundukları bedeni güçlerinin yettiği son noktaya kadar korumaya
çalışırlar.
Bütün bunların yanısıra, insanın mikroplara karşı yenik düşmesini
engelleyen bu askerlerin sahibi, onları adım adım izleyen Cenab-ı
Allah'tır. Onun insanlara olan şefkatini ve ihtimamını anlayabilmek
ve Onun gücünü daha iyi tefekkür edebilmek için, bütün bu incelikleri
kavramak son derece önemli ve gereklidir. Zira bu konular çok önemli
bir gerçeği de beraberinde getirmektedir; bu gerçek de Allah'ın
bütün kainatta görülen varlığı ve birliğidir.
Mikroorganizmalara karşı vücuttaki anatomik engel buraya kadar anlatılmış
olanlarla sınırlı mıdır acaba? Hayır; vücudun içi daha bir çok gizli
tuzakla döşenmiş durumdadır. Bunlardan bazıları daha önce de .bahsedilen
tükürük, solunum sistemi, mukozaların salgısı ve gözyaşıdır. Bu
vücut salgıları birçok mikroorganizmaya karşı vücudu koruyabilecek
zehirli enzimler üreten ¨fagositleri¨ içerirler. Mikroplar, mukozayı
aşabilmek için önce bu hücrelerden geçmek zorundadırlar, fakat çoğu
bu hücrelere takılıp kalırlar.
Bir başka olağanüstü durum ise doğum sırasında gerçekleşir. Bebek
doğar doğmaz derisine ve sindirim borusuna, az saldırgan özelliği
olan birtakım mikroplar yerleşir. Bu mikroplar vücutta doğal bir
biyolojik engel meydana getirirler ve hastalık yayan mikropların
çoğalmasını önlerler. Daha doğduğu anda Allah'ın koruması altında
olduğu açıkça görülen insan, işte Rabbinin ona lütfetmiş olduğu
bu ¨hayat sağlayan¨ kolaylıklar sayesinde ömrünü sürdürmeye devam
eder.
Eğer mikrop, sayılan bütün bu engelleri aşarak vücuda girmeyi başarabilirse,
bu durumda başka bir olağanüstü sistem devreye girer. Kısa zamanda
vücutta büyük bir savunma harekatı baslayacaktır. Saldırgan mikrobun
ortadan kaldırılması için öncelikle zehirli enzim üreten fagositler,
çesitli sıvılar, enfeksiyon ve vücut ısısı harekete geçer. Bir süre
sonra ise mikroba karşı daha düzenli ve sürekli bir savunma sistemi
meydana getirilir. Bu yeni savunma sisteminin görevlileri bagışıklık
sağlayıcı hücreler olan ¨B ve T lenfositleri¨ ve ¨antikor¨ denilen
özel proteinlerdir. Bu sistemin en önemli özelliği, önceki enfeksiyonları
hatırlayan bir bellekten yararlanmasıdır. Vücut daha önce karşılaşmış
olduğu bir mikropla yeniden karşılaştığında bu ¨yeni sistem¨e ait
olmayan türdeki savunmaları devre dışı bırakır; bu şekilde mikrobun
vereceği zarar rahatlıkla önlenir.
Açıkça anlaşılıyor ki, insan vücudunda son derece karmaşık, fakat
bir o kadar da kusursuz bir yaratılış söz konusudur. Zira bütün
bu konuların en kolay anlaşılır bir üslup çerçevesinde ele alındığı
düşünülürse, derin bir araştırma sırasında binlerce detayın daha
karşımıza çıkacağı açıktır.
Bütün
bu detaylar ise Rahman olan Allah'ın yaratmış olduğu kainatta büyük
bir dengenin varolduğunu ve bu dengede hiçbir ¨çelişki ve
uygunsuzluk¨ olmadığını bizlere göstermektedir.

|