|
Fiziksel
Gerçekler Farklı Olsaydı?
21.
yüzyıla girmeye çok az bir zaman kaldı. İçinde bulunduğumuz ve bitmek
üzere olan 20. yüzyılda pek çok bilimsel araştırma, yaratılıştaki
mükemmelliği defalarca gözler önüne seren bilgiler elde edilmesini
sağladı. Fizik, kimya, biyoloji, genetik bilimleri gibi çeşitli
dallarda elde edilen bilgiler, Allah'ın üstün gücünü ve kudretini,
inananlara göstermeye devam ediyor. Evrenin büyük bir düzen içerisinde,
en küçük bir hata kabul etmeyen, kusursuzlukla varolmasını sağlayan
bilimsel yasalar, onları meydana getiren Allah'ın varlığına ve birliğine
delil olmakta. bütün bu bilgiler ışığında müminlerin inancı daha
da sağlamlaşmaktadır. Cenab-ı Allah, Al-i İmran suresinin 18. ayetinde
ilim sahipleri ile ilgili olarak şöyle demektedir.
"Allah
gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler
ve ilim sahipleri de O'ndan başka ilah olmadığına şahitlik ettiler.
Aziz ve Hakim olan O'ndan başka ilah yoktur.
İçinde
bulunduğumuz evren Rabbimizin varlığının ve birliğinin ispatları
olan sayısız mucizeyi bünyesinde barındırır.. Bu mucizeleri farkedebilmek,
bunlardaki aklı görebilmek için bazı soruları sormak gerekli olacaktır.
Yerçekimi
kuvveti bugünkünden daha fazla olsaydı ne olurdu? Koşmak ve hatta
yürümek imkansız hale gelirdi. İnsanlar ve hayvanlar tüm bu fiilleri
gerçekleştirmek için şimdikinden daha çok enerji sarfedecekti. Bu
durumda başta yeryüzündeki besin kaynakları hızla tükenerek yok
edilecekti.
Ya çekim kuvveti daha zayıf olsaydı? Hafif şeyler yeryüzünde sabit
duramayacaktı. Sözgelimi en ufak bir esintide yerden kalkan toz
ve kum taneleri saatlerce havada uçuşacaktı. Yağmur damlalarının
hızı çok yavaşlayacak, yere inmeden yeniden buharlaşacaklardı. Akarsuların
akış hızı yavaşlayacak, bu nedenle onlardan elektrik enerjisi elde
edilemeyecekti. Oysa mevcut fizik yasalarının, hesaplanmasında ve
düzenlenmesindeki üstün akıl sayesinde yerçekimi bile insanların
hizmetine verilmiştir.
Örnek olarak verilebilecek bir başka konu Newton tarafından bulunan
kütlesel çekim kanunudur. Newton'un kütlesel çekim yasası, cisimler
birbirinden uzaklaştıkça çekim kuvvetinin azaldığını söyler. Bu
yasaya göre iki yıldız arasındaki mesafe üç katına çıkacak olursa,
çekim kuvveti dokuz kat azalacaktır. Veya yarı uzaklıkta, yıldızın
çekim kuvveti dört kat artacaktır. Bu yasa dünyanın, ayın ve gezegenlerin
yörüngelerinin bugünkü gibi olmasını açıklar. Eğer yasa böyle olmayıpda,
yıldızın çekim kuvveti, uzaklık arttıkça daha fazla azalsaydı, gezegenlerin
yörüngeleri eliptik olmazdı, gezegenler sarmal bir yörünge çizerek,
güneşe doğru inişe geçerlerdi. Tam tersine daha az olsaydı, uzak
yıldızların çekim kuvveti güneşinkine baskın çıkar ve dünya güneşten
sürekli uzaklaşan bir yolculuğa çıkardı. Bunun sonunda mevsimler
oluşmaz, dünya, yaşam için uygun bir gezegen olamazdı. Ya hızla
güneşe yaklaşıp sıcaktan kavrulan veya güneşten uzaklaşarak, uzayın
mutlak soğukluğuna savrulup donan bir gezegen haline gelirdi.
Fizikte enerjinin sürekli bir akım halinde değil, kuant adı verilen
parçalar ya da bölümler halinde yayıldığı öngörülür. Bütün enerji
biçimlerinin (ısı, ışık gibi) yaydıkları enerjinin şiddeti ile frekansı
arasında hiçbir zaman değişmeyen sabit bir oran vardır. 'Planck
değişmezi' adı verilen bu sabit rakam matematikte önem verilmeyecek
kadar küçük iken, fizikte hayati önem taşır. Büyüklüğü kabaca 0,000000000000000000000000006624
olarak ifade edilen ve neredeyse sıfıra yakın büyüklükte olan bu
sayı, farklı bir büyüklükte olsaydı, ateş karşısında oturduğumuzda
hissettiğimiz sıcaklığın şiddeti çok farklı olabilirdi. Böyle bir
durumda en ufak bir ateş bile bizi kavuracak kadar enerji dolu olabilir,
veya güneş kadar büyük bir ateş topu bile, dünyayı ısıtmada yetersiz
kalabilirdi.
Dünyanın canlıların yaşamasına müsait olmasını sağlayan esas özellikleri,
şüphesiz sadece ısısı ve atmosferi ile kısıtlı değildir. Bugün fizik
yasası olarak görüp doğal karşıladığımız pek çok özellik aslında
Cenab-ı Allah'ın mükemmel yaratıcılık vasfına işaret eder.
Günlük
hayatta özellikle birşeyleri iterken karşılaştığımız sürtünmeyi
bize hep zorluk çıkaran bir kuvvet olarak düşünmüşüzdür. Cisimler
ve yüzeyler arasında sürtünme kuvveti yaratılmamış bir dünya nasıl
olurdu? Kalem elinizden kayıp düşecek, kitaplar ve defterler masanın
üzerinde kayacak, masa döşeme üzerinde kayıp köşeye çarpacaktı;
kısacası tüm cisimler aynı yüzeye gelene kadar herşey kayacak ve
yuvarlanacaktı. Sürtünmesiz bir dünyada düğümler çözülecek, çiviler
ve vidalar yerlerinden çıkacak, arabalarda fren tutmayacak, ses
asla sönmeyip, bir duvardan ötekine yankılanıp duracaktı...
Düzeni ve birliği sağlayan yüzlerce fiziksel yasanın bu şekilde
olması için hiçbir zorlayıcı neden yoktur. Zaten fizik yasaları
denen şeyler de, sadece Allah'ın yaratmış olduğu düzenin insanlar
tarafından yapılan birer açıklamasıdırlar. Kısaca, evrendeki düzeni
açıklayan birbiriyle uyumlu fizik yasaları da Allah tarafından yaratılmışlar
ve hakkında düşünüp Allah'ın üstünlüğünü kavramaları ve verdikleri
nimete şükretmeleri için insanların hizmetine verilmişlerdir. Allah'ın
yaratmasındaki üstünlük ve düzen ile ilgili yüzlerce örnek verilebilir,
kainatın yaratılmasından bu yana geçen milyarlarca yılda yaratılan
herşey Allah'ın Mülk Suresinin ilk ayetlerinde söylediği uyuma sahiptir.
"O, biri diğeriyle tam bir uyum içerisinde yedi gök yaratmış
olandır. Rahmanın yaratmasında hiçbir çelişki ve uygunsuzluk göremezsin.
İşte gözünü çevirip gezdir, o göz umudunu kesmiş bir halde bitkin
olarak san geri dönecektir. Sonra gözünü iki kere daha çevirip
gezdir; o göz umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak san geri
dönecektir."

|