Asileşen Hücre; Kanser

Tabiattaki tüm canlıların mevcudiyetlerinin temelinde "hücre" adı verilen mikro varlıklar bulunur. Bundan uzun yıllar önce hücrenin çok basit bir yapısı olduğu sanıldığından, canlıların evrimine dair hikayeler yazılmış ve bu kıymettar yapı önemsenmemiş ve atlanmıştır. Bu iddialara göre, tek bir hücrenin nasıl meydana geldiği, hangi aşamalar sonucunda ne tip özellikler kazandığı ve ne şekilde diğer hücrelerle biraraya gelerek tüm organları oluşturabildiği gibi basamaklar, üzerinde durulmasına gerek olmayacak derecede basittir. Bu sebeple sözkonusu ince teferruatlar geçilerek tek bir hücreden nasıl meydana geldiği bilinmeyen maymun soyunun insana ya da dinazorların nasıl kuşlara dönüştüğü gibi konular araştırılmaya başlanmıştır. Kabul edileceği gibi moleküler seviyedeki evrimi açıklayamayan bir teori için makro (canlıların herhangi bir organın gelişimi gibi) evrimden bahsetmek son derece abestir.

Gerçekten de, mikro varlıklarda sergilenen harika gösterisinin her detayı fevkalade önemlidir. Buradaki muhteşemliği, olağandışılığı görmezden gelmek, her şeyin Allah (c.c.) tarafından yaratıldığının bilincinde olan insanlar için asla söz konusu değildir. Sadece hücreler arası uyumun hakkıyla gözlemlenmesi neticesinde kolaylıkla farkedilebilecek olan kusursuzluk bile, tek başına Cenab-ı Allah'ın gücü ve sanatı hakkında insanoğluna çok şey anlatmaktadır.

Zira bir hücrenin yalın olarak mükemmel olması yeterli değildir. Organizmadaki tüm hücrelerin birbirleriyle olan uyumunun da aynı mükemmellikte olması gerekmektedir. Örneğin insan bedeninde yaklaşık 100 trilyon hücre bulunmaktadır. Bu 100 trilyon hücrenin ayrı ayrı birbirlerine olan uyumu son derece önemlidir. Ancak hücreler arasındaki noksansız uyum neticesinde, insan görebilir, duyabilir, yürüyebilir, konuşabilir, nefes alabilir, yediklerini öğütebilir, kısacası yaşamının devamı için gereken tüm fonksiyonları yerine getirebilir.

Hücreler arası uyumun en çarpıcı örneklerinden biri de, birbirlerinden aldıkları emre sadık kalmalarıdır. Hücreler, diğer hücrelerden aldıkları "çoğal" ya da "çoğalmayı durdur" emri doğrultusunda hareket ederler. Bir ömür boyunca hücrelerimiz, kendi aralarındaki bu emir komuta zincirini bozmayacak şekilde davranırlar. Ancak bazı durumlarda mesela; hücreyi koruyan genlerden birinin yapısında bir bozukluk olduğunda , bu itaatli hücrelerden biri aniden değişir. Her zaman titizlikle uyduğu emirleri tanımayarak, kendi dilediği şekilde hareket etmeye başlar. Asileşen hücre, diğer hücrelerden gelen "çoğalmayı durdur" emrini dinlemez. Hızla çoğalmaya devam eden hücre kısa sürede kendisi gibi asi birçok hücrenin meydana gelmesine sebep olur. İşte bu durum, insanoğlunun uzun yıllar başetmeye çabaladığı bir hastalığın, kanserin tanımıdır.

O güne kadar düzenli bir şekilde tüm emirlere itaat eden, hiç bir problem çıkarmayan dolayısıyla bedenin normal faaliyetlerinin devamlılığını sağlayan hücreler birden kontrolden çıkarlar. İnsanlar bu hastalıkla birlikte hücrelerin böyle ansızın kontrolden çıkışını şaşkınlıkla karşılamışlar ve hummalı bir şekilde nedenlerini araştırmaya başlamışlardır. Tabii ki asıl şaşılacak olan 100 trilyon vücut hücresinin bu denli kontrollü, düzenli ve itaatli olarak bir ömür boyunca çalışabilmesidir. Acaba hangi sebeple bir hücre, diğer hücrelerden aldığı emre sadık kalmaktadır? Bu soru, bilim dünyasının henüz çözemediği esrarlardan biridir.

Ayrıca hücrelerde sergilenen uyum gösterisi yalnızca bununla sınırlı değildir. Her hücrenin kendisine ait bir "alan belirleme kodu" mevcuttur. Tüm hücreler bu kodlama sisteminin şuurundadır ve kendi kodlarının dışına çıkmazlar yani kendileri için takdir edilen bölgelerden ayrılmazlar. Karaciğer hücreleri karaciğerde, mide hücreleri midede kalır, bu sınırların dışına çıkmazlar. Şayet ayrılacak olurlarsa diğer hücreler tarafından ya öldürülür ya da intihar ettirilirler. Böyle bir durumda da direnmeyip, kendilerinden beklenileni yaparak vücut dengesinin bozulmasını engellerler. Aksi takdirde vücut düzeni alt üst olabilir, farklı yerlerde farklı işlemler yapılabilirdi. Mesela mide asidinin üretilmesinde görevli olan hücrelerin, birden akciğere doğru gidip orada bu asidi salgıladıkları düşünülecek olursa, bu "alan belirleme kodu"nun önemi tüm netliği ile gözler önüne serilmiş olur. Bu kural, bir tek savunma sistemi hücreleri için geçerli değildir. Eğer onların da yeri diğer hücreler gibi sabit olsaydı tüm vücudu dolaşıp, düşman hücreleri tespit etmek, onlarla savaşmak, hasta, yaşlanmış vücut hücrelerini temizlemek gibi görevleri yerine getiremezlerdi.

Asileşen kanser hücreleri, vücut dengesi açısından fevkalade önemli olan bu kurala da baş kaldırırlar. "Alan belirleme kodu"nu tanımayarak, sabit kalması gereken bölgeden ayrılarak vücut içinde dolaşmaya başlarlar.

Tüm evrende, yeryüzünün her detayında, denizin derinliklerinde, dayanak olmaksızın durabilen gökyüzünde Cenab-ı Allah'ın gücü, sanatı ve eşsiz uyumu sergilenmektedir. Hücrelerdeki bu kusursuz uyum da sözkonusu serginin yalnızca ufak bir parçasıdır. Allah (c.c)'ın varettiği bu noksansız ve benzersiz uyum, ancak yine O'nun izniyle değişebilir. Tek bir "Ol"demesiyle o ana kadar görevini eksiksizce, şaşırmadan yerine getiren bir hücre aniden bedene düşman kesilebilir. Çevreden gelen komutları dinlemeyip, kontrolsüz ve hızlı bir şekilde çoğalmasının yanısıra, senelerce sabit durduğu bölgeden ayrılarak, vücut içinde özgürce dolaşmaya ve taşıdığı hastalığı hızla insanın bedenine yaymaya başlayabilir. Kısacası sonucunda insanı ölüme götürebilecek bir savaşın baş kahramını olarak faaliyet gösterebilir.

Sadık dostlarını birer birer kaybetmeye başlayan bedenin içine sürüklendiği bu savaş, insan bedeninde tecelli eden ve bedenin canlı kalmasına neden olan mükemmel düzenin yalnızca tek bir hücrenin yapısında meydana gelen ufacık bir bozulmayla dahi nasıl alt üst olacağını anlayabilmek açısından oldukça düşündürücüdür. Ayrıca insanlara evrenin her noktasında tecelli eden muhteşem düzenin ancak Allah-u Teala'nın izni ile yaratıldığını ve sadece O'nun izni ile korunduğunu göstermek açısından oldukça manidardır.