YAŞANANLARDAN
DERS ÇIKARMANIN ÖNEMİ
Allah
insanların dünya hayatına hırsla bağlanmalarını engellemek ve ahireti
düşünmelerini sağlamak için yaşamlarında pek çok kusur ve eksiklikler
yaratmıştır. Bu kusur ve eksikler gereği gibi düşünüldüğü takdirde,
insan dünya hayatının gerçek yüzünü daha iyi görebilme imkanı bulur.
Dünyaya geçici olarak geldiğini ve asıl hedefinin sonsuz ahiret
hayatı olması gerektiğini fark eder. Bu nedenle insanın gördüğü
ve duyduğu her şeyi ibret alarak incelemesi ve Kuran ayetleri ile
yorumlaması son derece önemlidir.
İnsanı
ahireti düşünmeye teşvik eden ve dünya hayatının asıl yüzünü görmesini
kolaylaştıran bu eksikliklerden biri yaşlılıktır. Fiziği çok güzel
olan bir insanın zamanın yıpratıcı etkisine hiçbir şekilde engel
olamaması, düşünülmesi ve ibret alınması gereken bir konudur. Elbette
ki insanın nefsi, fiziki güzelliğinin sonsuza kadar devam etmesini
ve hiç yok olmamasını şiddetle ister. Her geçen gün daha da güzelleşebilmenin
yollarını arar. Ancak yüzüne bakmaya doyulamayacak bir insanın büyük
emeklerle diri tutmaya çalıştığı bu güzelliği, en fazla birkaç on
yıl içerisinde yok olup gider. Bu güzel insanın yerini koluna girilmeden
yürüyemeyen, yemeği yedirilen, her türlü bakımı başkaları tarafından
üstlenilmiş, aklı ve zihni zayıflamış bir insan alır. Bu durum,
ömrü uzun olan her insanın er veya geç karşılaşacağı bir gerçektir.
Dolayısıyla aklın, hafızanın, bedenin, güzelliğin ve insanın kendisine
ait sandığı her türlü özelliğin aslında Allah'a ait olduğunu ve
istediği an ondan geri alabileceğini anlaması için yaşlılığın dikkatlice
düşünülmesi son derece önemlidir. Nitekim çevresindeki yaşlı insanlardan
ibret almayı bilen bir insan yaşlandığında kazanacağı tevazuyu,
teslimiyeti gençken yaşamaya başlar. Bediüzzaman Said Nursi'nin
de dediği gibi; "Şu fani dünyada, şu geçici misafirhanede,
kısa bir ömürde az bir lezzet için; ebedi, daimi hayatını ve saadet-i
ebediyesini berbat etmek ehl-i aklın karı değil."
Hastalık da, yaşlılık gibi dünya hayatının eksikliklerinden biridir ve insanların ibret almaları için yaratılmıştır. Çünkü hastalıklar insanların bedeni acizliklerini ortaya çıkarır, gücünü elinden alır ve çoğu zaman insan hastalıkları karşısında son derece çaresiz kalır. Örneğin ölümcül hastalığa yakalanmış bir insan düşünelim. Böyle bir insanın görünümü çoğu zamaneski sağlıklı halini andırmayacak kadar farklılaşır. Hareket kabiliyetini büyük ölçüde kaybeder, bitkinleşir, yüzü solar, eski canlılığını ve dinamikliğini yitirir. Çoğu zaman tanınmayacak kadar değişmiş bir hale gelerek, vefat eder. Böyle bir durum iman sahibi, Allah'tan korkan bir insan için son derece önemli bir ibret konusudur. Bu durumdan gereken dersi çıkarabilmek ise ancak insanın kendisini hasta kişinin yerine koyması ve onun yaşadığı sıkıntıları gerçekçi bir şekilde düşünmesiyle mümkün olabilir. Ölüme yakın olan kişi kendisi olsaydı neler yapabileceğini düşünür, Allah'a kendisine sağlık, sıhhat verdiği için şükreder. Allah'ın takdiri olduğunu bilmesinden ötürü hastalığın hikmetlerini görmeye çalışır. Hastalığın insana getireceği tevazuyu, sabrı, teslimiyeti fark eder. Sağlıklı olduğu anki ruh haliyle, sağlığını kaybeceği zaman kazanacağı ruh hali arasında bir fark olup olmayacağını düşünür. Şayet sağlıklı olduğu zamanlardakitevazusu, yumuşak başlılığı ve boyun eğiciliği hastalık haline nazaran daha azsa hemen tövbe eder ve ahlakındaki bu eksikliği düzeltir. Böylece akılcı davranmış ve ibret alması için kendisine gösterilen bu hastalıktan gereken dersi çıkarmış olur. İbret almak, insanların Allah'ın gücünü ve azametini daha iyi anlamalarına ve ahlaklarında köklü değişiklikler yapmalarına sebep olur. Böylece insan zor bir durumun içine düşmeden, o koşulların oluşturacağı tevazuya, akla, sabra ve güzel ahlaka sahip olma imkanı bulur.
Ancak
iman etmeyen insanlar dünya hayatındaki eksikliklere ibret gözü
ile bakmazlar. Başkalarının başına gelen belalardan ders almaz ve
etkilenmezler. Eğer sağlıklı bir hayat yaşıyorlarsa, hastalıkları,
ölümleri, sakatlanmaları kendilerinden çok uzak görürler. Örneğin
trafik kazası geçiren bir insana bakarlarken genellikle sadece o
kişiye acır, suçun şoförde mi yoksa kazazedede mi olduğunu düşünür,
ya da ailesinin bu durumu nasıl karşılayacağını merak ederler. Ancak
kendilerinin de her an aynı durumla karşılaşabileceklerini düşünmezler.
Kaza geçirerek yerde yatan ve "seyredilen" kişinin kendileri olabileceğini
akıllarına getirmezler. Halbuki insanın çevresinde gördüğü tüm hastalıklar,
kazalar, zorluklar bunu yaşayan insanlar için olduğu kadar bu zorluklara
şahit olan insanlar için de bir deneme konusudur. Zorluğu yaşayan
insan, sabrı ve Allah'a tevekkülüyle denenir. Bu zorluğa şahit olanlar
ise bu durumdan ibret alıp almamakla denenirler. Çünkü ibret almayı
bilen bir insan zamanla daha güzel ahlaklı, daha münevver ve daha
olgun bir kişilik kazanır. Bu da onun hem dünyası hem de ahireti
için büyük bir kazançtır.

|