SORUNUN KAYNAĞINA İNEBİLMEK

İnsanlar kimi zaman yaşadıkları sorunlara çözüm ararken sorunun asıl kaynağına değil de, sadece görünürdeki sebeplerine yönelmekle yetinirler. Yüzeysel tedbir ve yöntemlerle bu sorunu ortadan kaldırmaya çalışırlar. Ancak böyle bir yaklaşımla kökü derinde olan sorunlardan kurtulmak pek mümkün olmaz. Bu bakımdan hastalığın çapını teşhis edebilmek, tedavi için uygulanacak yöntem ve alınacak tedbirlerin keskinliği açısından büyük önem taşır.

Dünya genelinde yıllardır azalmayan terör olaylarının, anarşik faaliyetlerin ve kanlı eylemlerin birçoğunun ortadan kaldırılamamasının nedeni de, çözüm için yanlış teşhis ve tedavi yöntemleri uygulanmasıdır. Bu olaylar şimdiye kadar geçici yöntemlerle bastırılmış olsa da tarih boyunca sık sık tekerrür etmesiyle milyonlarca insanın kabusu haline gelmiştir. Dolayısıyla bu kabusa son vermek ve kesin bir çözüm elde edebilmek için öncelikle bu sıkıntılara sebep olan ideolojilerin fikri temellerinin yıkılması gerekmektedir.

Senelerdir sayısız yalanla ve sahtekarlıklarla ayakta tutulmaya çalışılan ve halka sürekli yeni propaganda yöntemleriyle aşılanan Darwinizm, insanlığa kan, acı ve gözyaşından başka bir şey getirmemiş olan komünizm, anarşizm, faşizm gibi ideolojilerin fikri dayanağı olmuştur. Günümüzde de bir takım materyalist çevreler kendi çıkarlarını korumak uğruna, bu sahtekarlığa çanak tutarak bu yalanı son derece organize bir şekilde sürdürmektedirler.

Darwinizm, öne sürdüğü iddialar tamamen bilimdışı olmasına rağmen sürekli gündemde tutulmaya çalışılmaktadır. Bunun asıl nedeni din karşıtı ideolojilerin felsefelerinin temelini bu teori üzerine kurmuş olmalarıdır. Başta komünizm olmak üzere dine karşı olan pek çok ideolojinin kurucusunun evrim teorisinin ateşli savunucuları olması aslında bu önemli gerçeği bir kez daha ispatlamaktadır.

Örneğin dine ve manevi değerlere karşı olan tutumuyla tanınan Marx için cevaplanması en zor soru, “canlılığın nasıl meydana geldiği” olmuştur. İşte bu noktada Darwin’in evrim teorisi Marx için adeta bir kurtarıcı görevini üstlenmiştir. Charles Darwin evrim teorisiyle doğada ancak güçlü olanın ayakta kalabildiği bir sistemin hüküm sürdüğünü iddia ederken, Marx da sınıflararası mücadele savını kendince bilimsel bir zemine oturttuğunu düşünmüştür. Böylece bu gerçek dışı teori, diyalektik materyalist felsefenin ve ateizmin en temel dayanak noktası haline gelmiştir.

Bunun yanı sıra evrim teorisi çok zalimane yöntemlerin, çok insafsızca uygulamaların dünya üzerinde sahne bulmasında da etkin olmuştur. İnsanları "evrim geçirmiş bir hayvan" olarak değerlendiren bu zihniyetin doğal bir sonucu olarak vahşi ve insanlık dışı zulümler de sahte bir dayanak bulabilmiştir. Kısacası bazı çevrelerin zaman içerisinde sayısız bilimsel bulguyla geçersizliği defalarca ortaya konmuş bu köhne teorinin arkasında durmakta bu denli ısrarlı olmaları tamamen ideolojik nedenlerdir.

Bilindiği gibi Darwinizm tüm kainatın başıboş, kör tesadüflerle bir takım rastlantılar sonucunda meydana geldiğini iddia eder. Bu saçma iddiaya göre yeryüzünde canlılık, ilkel dünya koşullarında bir gün rastgele bir hücrenin oluşmasıyla ortaya çıkmıştır. Yine evrim teorisinin yalanlarına göre daha sonra bu hücrenin gittikçe çoğalıp muntazam kombinasyonlarla birleşmesiyle çiçekler, ağaçlar, birbirinden değişik yüzbinlerce tür hayvan ve en son olarak da insan meydana gelmiştir. Kısacası bu teori dünyada yaşayan tüm canlıların, kusursuzca işleyen son derece intizamlı ve bir o kadar da karmaşık düzenlerin tesadüfen meydana geldiklerini öne sürer. Kuşkusuz bu, hem akıl ve mantık dışı, hem de son derece bilimdışı bir açıklamadır.

Nitekim son 100 yılda bilimde katedilen büyük mesafe, yapılan her keşif, bulunan her yenilik çok açık bir gerçeği tüm dünyanın gözleri önüne bir kez daha sermiştir: Yeryüzündeki düzen ve intizamda tesadüflere yer yoktur. Tüm canlılar üstün güç ve sanat sahibi bir Yaratıcı tarafından yani göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi olan Allah tarafından yaratılmıştır.

Bediüzzaman Said Nursi de evrimcilerin tesadüf iddialarının akla ve mantığa aykırılığını şöyle dile getirmiştir:

"İnsanlarda bu derece hadsiz cehalet olabilir mi ki, mekândan münezzeh olmakla beraber her bir yerde her bir şeyin icadında herşeyi görecek, bilecek, idare edecek bir tarzda bulunur bir vaziyetle yaptığı fiilleri ve eserleri; camid, kör, şuursuz, iradesiz, mizansız ve tesadüf fırtınaları içinde çalkalanan zerrata ve harekâtına vermek, ne kadar cahilane ve hurafetkârane bir fikir olduğunu, zerre kadar aklı bulunanların bilmesi gerektir.’

Bu felsefenin ne derece tehlikeli olduğunu kavramış olan Bediüzzaman da, inançsızlığın temeli olan bu görüşün tamamen yıkılmasını birincil hedef olarak belirlemiştir. Bu sorumluluğu alan herkes Allah’ın varlığını inkar eden ve manevi değerlerimize savaş açan bu fikri cereyana karşı yürütülen mücadeleye destek olmalıdır. Çünkü Darwinist propaganda ile beslenen materyalizm ve komünizmin bedeli tüm dünya ulusları tarafından çok ağır ödenmektedir. Var olan bu tehlikeyi görmezlikten gelmek, mağdur edilen, zulme uğrayan ve halen de bu acıların kalıntılarını yaşayanları bu mücadelede yalnız bırakmanın vicdana sığacak bir yaklaşım olmayacağı açıktır. Bu konuya gösterilecek hassasiyet herkesin vicdani sorumluluğudur ve son derece aciliyet arz etmektedir.