|
TÜRK
KADININI BEKLEYEN BÜYÜK SORUMLULUK
Çok
değil bundan on-onbeş yıl geriye gittiğimizde 2000’li yıllar insanlara
çok uzak gelen, hatta uzay çağını çağrıştıran, düşünüldüğünde heyecan
uyandıran bir dönem olarak görülüyordu. Ancak ikibin yılı geldi
ve hatta geçti bile. İnsanların büyük bölümü içinde bulunduğumuz
bu yıllara büyük umutlar bağlamış durumdalar. Gerek ekonomik, gerek
toplumsal gerek bilimsel açıdan ve gerekse dini inançlar bakımından
bakıldığında söz konusu yılların güzel gelişmelerin müjdecisi olduğu
düşünülüyor. Özellikle de internet gibi dünya insanlarını birbirine
çok yakınlaştıran ve bilginin her yere anında ulaşmasını sağlayan
teknolojik gelişmelerin bu beklentileri hızlandıracağı umuluyor.
Kuşkusuz
önümüzdeki yıllar siyasi, sosyolojik, ekonomik ve kültürel sahalarda
tüm dünyada kadının toplumdaki yerini ve önemini pekiştirecek pek
çok gelişmeye gebedir. Geride bıraktığımız yıllarda özellikle Türk
kadının yaşadığı zorluk ve sıkıntılar Allah’ın izni ile önümüzdeki
yıllarda çok daha hafifleyecek ve “kadın” üzerine yapılan tartışmalar
ve konuşmalar çok farklı mecralara kayacaktır. Günümüzde toplumsal
alanda, insanlararası ve hatta milletlerarası yaşanan sorunlara
getirilmesi gereken köklü çözümler sözkonusu olduğunda ise konuyu
sadece kadının penceresinden değil çok daha geniş bir bakış açısıyla
değerlendirmekte fayda vardır. Zira kadın, beklentisi içinde olduğumuz
güzelliklerin gerçekleşmesi için verilecek fikri mücadelenin yalnızca
saflarından biri olmakla kalmayacak, bu fikri mücadelenin yönlendirci
faktörlerinden birisi olacaktır.
Savaşların,
çatışmaların, acı ve gözyaşının üzerine damgasını vurduğu 20. yüzyıl
yerini güzel ahlakın anlatılması ve yayılması ile barışın, huzurun
ve refahın hakim olduğu 21. yüzyıla bırakacaktır. Bu beklentinin
gerçekleşmesi ise Kuran ahlakının yaşanması ve yayılması ile doğru
orantılıdır. Sevgi, saygı, hoşgörü, fedakarlık, başkalarının nefsini
kendi nefsine tercih etme, olayları iyi niyetle değerlendirme, affedici
olma, kin tutmama, büyüklük taslamama bu ahlakın ilk anda akla gelen
gereklerindendir. Üstelik bu ahlakı taşıyan kişiler aynı zamanda
güvenilir, dürüst ve adildirler. Amaçları dünyaya dirlik ve düzen
getirmek, iyiliği emredip, kötülükten men etmek, itidalli ve sabırlı
olmaktır. Dünyada gerçekleşen her olayın Allah’ın kontrolünde olduğunu
bilen bu insanlar için hiçbir şey zor, aşılmaz, ya da güç değildir.
Zira bu modelin içinde “çözümcü olmak” ya da diğer bir deyişle mevcut
problemlere çözüm bulabilmek çok önemli bir yer tutar.
Dünyanın
pek çok yerinde süregelen ve başta kadınlar ve çocukları hedef alan
zulüm, şiddet ve baskıgözönünde bulundurulduğunda çözümcülüğün ne
denli önemli olduğu ve buna ne kadar gereksinim duyulduğu açıktır.
İnsanlar her yeni yıla tüm bu sorunlara çözüm bulma umuduyla girmekte
ve her yeni yöneticiye yada yeni akıma bu ümitle bakmaktadırlar.
İşte 2001’in kadınlarına bu noktada çok iş düşmektedir.
Bilindiği
gibi diğer pek çok kültürün ve toplumun sahip olduğu anlayışın tersine
Kuran’da erkek üstünlüğü gibi bir mantık yer almaz. İnsanlar Allah
katında yalnızca Allah’a yakınlıklarına göre üstünlük elde edebilirler.
Bunun dışında ırk, renk, cinsiyet, mal gibi özelliklerinden ötürü
kimse üstünlük bulamaz. Bu gerçek Kuran ayetinde şöyle bildirilir:
“Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık
ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde)
kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız,
(ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz
Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat Suresi, 13)
Ayetin
ifadesinden de anlaşıldığı üzere kadın ve erkek eşit sorumluluğa
sahiptir. Üstelik kadının toplumdaki rolü yalnızca eş ve anne olmanın
ötesindedir. Filistin’de, Çeçenistan’da, Keşmir’de, Bosna’da, Kosova’da,
Doğu Türkistan’da ve daha dünyanın pek çok yerinde yaşananlar henüz
hafızalardan silinebilmiş değildir. İnsanlar yalnızca dinleri ya
da ırkları yüzünden soykırıma tabi tutulmakta, insanlık dışı işkencelere
maruz kalmakta, evlerinden, yurtlarından, ailelerinden, eşlerinden,
sevdiklerinden ayrılmakta, işlerinden ve sosyal yaşantılarından
mahrum bırakılmakta, dahası insani haklarını dahi kaybetmektedirler.
Hergün gazetelerde, televizyonlarda utanç verici insanlık manzaraları
sergilenmektedir.
Kadınlar
ise fıtratları itibariyle vicdani hassasiyete sahip, güzel huylu,
merhametli varlıklardır. Güzel ahlak sahibi olan, vicdanlı, erdemli
ve kişilikli kadınların sayısının artmasıyla birlikte şefkatli,
merhametli, yardımsever, fedakar, mülayim, ince düşünceli, güzel
ahlaklı insanların sayısı da çoğalır. Bunun için insanların yapmaları
gereken şey yalnızca Allah’ın kendilerini yarattığı fıtrata uygun
davranmaktır. Bu güzel ahlaklı yapının 2001 yılındaki girişimci,
dinç, zeki ve atak kadın modeliyle birleşmesi durumunda elbette
ki ortaya mükemmel bir yapı çıkacaktır. Bu yapıya sahip kadınlar
dünya üzerindeki sorunlara el atma, problemleri çözme, zulüm gören
insanlara, sıkıntı ve yokluk içinde yaşayan kişilere yardım etme
konusunda önder olacaklardır. Yaratılışlarındaki bu güzel özelliği
dünya insanlarına yardım için kullanacaklar ve problemlere çözümler
getireceklerdir.
Bu
nedenle Kuran ahlakını özümsemiş kadınların vicdanlı yaklaşımlarına,
sorunlara çözüm getiren tavırlarına, şefkatli ve merhametli girişimlerde
yapacakları öncülüğe büyük ihtiyaç vardır. Dünyanın en acil gereksinimi
hiç şüphesiz ki barış, huzur ve kardeşliktir. Sorunlara barışçı
yaklaşıldığında, karşılıklı şefkat ve merhamet hisleri beslenildiğinde,
olaylara karşı tarafın açısından da bakıldığında, insani duygularla
hareket edildiğinde dünyada üstesinden gelinmeyecek problem, çözülmeyecek
sorun yoktur. Fakat bunun için Kuran ahlakının insana kazandırdığı
olgunluk ve hoşgörüye, güzel ahlaka sahip olmak şarttır. Bundan
sonrası yalnızca vicdanlı davranmakla gelecektir.
İşte
2001 yılının Türk kadını sahip olduğu Kuran ahlakıyla bu konuda
dünya kadınlarına önderlik edecek cesaret, şahsiyet ve niteliktedir.
Bütün bu korunmasız ve yardıma muhtaç insanlar için fikri mücadele
edebilecek güçtedir. Dünyaya barış ve hoşgörüyü getirmek için üzerine
düşen sorumluluğun da farkındadır. Bu nedenle insanlığı güzel ve
müjdeli günler beklemektedir.

|