HİDAYETİ YANLIZCA ALLAH VERİR

Hak din olan İslam'ı tanımayan ve Allah'ın kullarından nasıl bir hayat yaşamaları istediğini bilmeyen çok fazla insan vardır. Müslümanlar bu insanlara İslam dinini tanıtmak, onları güzel ahlaka ve doğru yola davet etmekle sorumludur. Ancak bu sorumluluğun bir takım zorlukları vardır. Kuran'ın bir çok ayetinde müminlerin tebliğ yaparken karşılaşabilecekleri bu zorluklardan bahsedilmektedir. Bunların başında inkar edenlerin İslam dininin yayılmasından ve güzel ahlakın geniş insan toplulukları tarafından uygulanır hale gelmesinden duydukları rahatsızlık gelmektedir. Çünkü bu insanlar ekonomilerini, sosyal hayatlarını, arkadaşlık, eğlence, sanat anlayışlarını dinsizlik felsefesi temeline oturtmuşlardır. Eğer din insanlar tarafından kabul görmeye başlarsa o zaman toplumların hayata bakış açısında ve yaşam tarzlarında köklü bir değişiklik meydana gelecektir. Şiddeti, haksızlıkları, adaletsizliği ve ahlaksızlığı çıkar aracı olarak kullanan insanlar bu nedenle din ahlakının yaygınlaştırılmasına çok şiddetli tepki gösterirler.

Müslümanların dini tebliğ ederken yaşadıkları diğer bir zorluk ise insanların doğruyu kabul etmemekte direnmeleri ve ibret almamalarıdır. İnsanlar, Allah'ın varlığı ve İslam dininin hak din olduğu çok açık bir gerçek olduğu halde bu gerçeği görmezden gelerek yaşamayı tercih ederler. Sonsuz güç ve kudret sahibi olan bir Yaratıcı tarafından yaratıldıkları, dünya üzerinde hiçbir şeyin tesadüfen meydana gelemeyeceği, evrenin her noktasında olağanüstü bir aklın ve gücün delillerinin görüldüğü bilimsel olarak sayısız kez ispat edilmiştir. Ancak insanlar aklın, vicdanın ve mantığın gösterdiği tek yol olan dinin izinde yürümeyi reddederler.

Halbuki insanın güçsüzlüğünü, Allah'a tüm varlığıyla muhtaç olduğunu anlayabilmesi için dünya bir çok sıkıntıyla birlikte yaratılmıştır. Hastalıklar, kazalar, maddi zorluklar, bedenin zayıflıkları, doğal felaketler insanların Allah'a yakınlaşması ve iman etmesi için birer fırsattır. Bunların tümü kalpte korku ve Allah'a sığınma arzusu yaratır. Ancak bir çok kişi bu arzuyu ya geçici olarak yaşar ve rahata kavuştuğu an inkarına geri döner, ya da kalbinde duyduğu korkuyu düşünmemeye çalışarak kendisini din ahlakından uzak tutar. Bu nedenle Allah Kuran'da tebliğ yaparken sabrın ve tevekkülün çok önemli olduğuna dikkat çeker. Çünkü insanların bir çoğu ölünceye kadar inkarda diretmekten vazgeçmezler. Yaşadıkları tüm sıkıntılar ve belalar onların iman etmesi için yeterli olmaz. Kalpleri yumuşamaz ve vicdanlarına uymaya yanaşmazlar.

Müminler bu insanlara hatalı yönlerini, ahlaklarındaki eksiklikleri, dünyaya bakış açılarındaki bozuklukları tarif ederler. Onlara şerefli, dürüst ve güzel yaşamanın yollarını gösterirler. Ancak çoğu zaman aldıkları karşılık son derece olumsuz olur. Uyarılan kişiler kimi zaman anlatılanları duymazlıktan gelir, dini tartışma konusu yapmaya çalışır ya da müminlerin çıkar amaçlı tebliğ yaptığını iddia ederler. Tüm bunlara karşın Müslümanların sorumluluğu insanları uyarmaya devam etmektir. Çünkü müminler Allah'ın emri olan tebliğ sorumluluğunu yerine getirirken insanların doğruyu kabul etmeyerek kendi yaşam tarzlarında direteceklerini bilirler. Bu zorluk onların ahiretteki ecrini artıracak olan bir fırsattır.

Müminlerin imana davet etmekteki sebatı, tüm zorluklara karşın gösterdikleri sabır, kötü ahlaka karşı sergiledikleri merhamet ve güzel ahlak inkar edenlerin bazen yıllar sonra imanı kabul etmelerine sebep olur. Bu müminler için büyük bir şevk kaynağıdır ve sabrettikleri her günün ve kötülüğe karşı gösterdikleri her güzel tavrın değeri Allah katında çok fazladır. Ancak müminlerin tüm sabrına, merhametine ve itidalli bir şekilde dini tebliğ etmelerine rağmen imana hiç yanaşmayan kişilerin olması da mümkündür. Bu durumda iman eden hiçbir insanda herhangi olumsuz bir duygunun oluşmaması gerekir. Çünkü insanlara hidayet verecek olan ve hidayete layık olanı bilen sadece Allah'tır. Tebliğ yaparken karşıdaki kişinin kalbinde İslama karşı bir sevgi meydana gelmesi ancak Allah'ın dilemesiyle olur. Bu nedenle müminler bir kişiye din ahlakının güzelliklerini anlatırken, hidayeti verecek olanın Allah olduğunu bilmenin rahatlığı yaşarlar. Kimseyi zorlamaz, dini kabul etmesi için baskı yapmaz, kimsenin iman etmemesinden dolayı hüzne kapılmazlar. Nitekim Allah peygamberimizi bu konuda uyarmış ve insanların imanı kabul etmemesinden dolayı içinde bir üzüntü hissetmemesi gerektiğini hatırlatmıştır.

..Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?) Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir. Onlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler. (Şuara Suresi 3-5)

Görüldüğü gibi Allah Müslümanların gösterdikleri gayrete rağmen insanların iman etmemesinden dolayı herhangi bir sıkıntı içine girmemelerini bildirmiş ve insanları hidayete erdirmenin kendisine ait olduğunu hatırlatmıştır.

İnsanlar doğruyu gösterdikleri kişilerin hemen kendilerine icabet etmelerini isterler. Ancak Allah insanların zalim yaratıldığını bildirir. Hayatının sonuna kadar kendisine din ahlakı anlatıldığı ve iman edenlerden iyilik gördüğü halde iman etmeye yanaşmayan bir çok insan vardır. Hastalıklar, belalar, felakeler zorluklar bu kişiyi doğruya götürmeye yeterli olmaz. Bundan dolayı o kişiye doğru yolu göstermekten geriye adım atmamak ve aynı zamanda da üzüntüye kapılmamak gerekir. Çünkü hidayet verecek yanlızca Allah'tır. Söylenen sözler ancak Allah dilerse bir insana etki eder. İnsanların kalbini ancak Allah bilir.