"İNSAN GENOMU PROJESİ"NE DOĞRU YAKLAŞIM

Haziran ayı içinde, inançlı insanlar için müjde olan ve maddeci zihniyete tekrar tekrar darbe vuran birçok gelişme yaşandı. Anadolu Gençlik Dergisi’ndeki bu ilk yazımda değerli okuyuculara ve Anadolu Gençlik camiasına ilk selamımı bu müjdeleri hatırlatarak vermek istedim.

Geçtiğimiz ay içinde tanık olduğumuz en önemli bilimsel gelişmelerden biri, 10 yıldır, başta Amerika, İngiltere, Fransa, Çin ve Japonya olmak üzere, birçok ülkenin katılımıyla yürütülen, "İnsan Genomu Projesi"nde önemli bir aşama katedilmiş olması ve bunun kamuoyuna duyurulmasıydı.

Bu projenin amacı, insanın gen haritasının çıkartılması idi. Bunun anlamı ise şu: Bilindiği gibi insan genlerinde, insanın yapısı ile ilgili tüm bilgiler saklıdır. Bu proje ile bu bilgileri oluşturan kimyasal bazı moleküllerin (bunlar bir ansiklopediyi oluşturan harfler gibidirler) doğru dizilimi büyük ölçüde tamamlanmış oldu. Bu elbetteki projenin henüz ilk aşamalarından biri. Hatta projeyi yönetenler, insanın genetik bilgisini bir kitaba benzetiyorlar ve şu ana kadar gelinen aşamayı, kitabın sadece bir bölümü olarak görüyorlar. Bu projenin asıl ve en önemli hedefi ise, insanlarda genetik olarak meydana gelen hastalıkların önceden tespit edilebilmesi ve önceden müdahale ile hastalıkların önüne geçilebilmesi. Hatta bu sayede her insanın genetik şifresinden yola çıkılarak o insana özel ilaç üretimi dahi söz konusu olabilecek. Bunlar elbetteki yakın gelecekte ulaşılması ümid edilen gelişmeler. Ve gerçekleştiği takdirde Allah’ın insanlara verdiği birer nimet olacaktır.

Ne var ki, böylesine güzel ve herşeyden önce insan sağlığı için ümit verici olan çalışmalar bazı kesimlerce, yanlış bir propogandaya malzeme olarak kullanıldı. İnsanların bu konulardaki bilgi eksikliğini kullanmayı amaçlayan bu çevreler, kendi zihniyetleri, dünya görüşleri, inançları doğrultusunda çıkarımlar yaparak, kendilerine ait basında bunları halka sloganlarla duyurdular. Bunlardan bazıları ile ilgili görüşlerimi sizlerle de paylaşmak istiyorum…

Söz konusu bu çevreler, hastalıkların birçoğunun genetik biliminde katedilen bu gelişme sayesinde önünün alınacağı konusunu son derece farklı yorumlarla duyurdular ve "insan artık ölümsüz olacak" gibi sloganlar kullandılar. Oysa bilim çevrelerinin bu proje konusunda yaptıkları açıklamalar, sadece ölümcül ve kalıtımsal birçok hastalığın önünün alınabileceği yönünde. Ve eğer bu gerçekleşirse, doğal olarak insan ömrü daha da uzayabilecek. Bu durumu örneklendirerek açıklamakta yarar görüyorum. Söz gelimi, günümüzden 100-150 yıl önce verem ölümcül bir hastalıktı ve insanlar çok genç yaşlarında veremden ölüyorlardı. Ortalama ölüm yaşı ise 50 idi. Ancak tıp alanındaki gelişmeler ile verem ve bunun gibi birçok ölümcül hastalık artık insanların ölümüne neden olmuyor. Kesin sonuç veren tedaviler var ve insan ömrü bu sayede 10-15 sene daha uzadı. Bu ortalama ömür süresi, Allah izin verirse, yeni buluşlarla daha da uzayacağa benziyor.

Ancak, bazı kesimler, bu gelişmeyi sanki Allah’ın yarattığı kaderin dışında bir olay gibi göstermeye çalıştılar. "İnsanın artık kaderine yenik düşmeyeceğini" söyleyecek kadar ileri gittiler. Oysa hiçbir bilimsel gelişme veya meydana gelen hiç bir olay, Allah’ın yarattığı kaderin dışında değildir; çünkü her olay, her konuşma, keşfedilen her yenilik zaten kaderin akışında mevcuttur. Örneğin, bir insanın hayatı yeni buluşlar ile uzatılabilir ve bu insan 150 sene hatta daha uzun da yaşayabilir. Ancak bu, onun kaderini değiştirdiği anlamına gelmez; onun kaderinde demek ki 150 yıl yaşamak vardır. Genom projesi ise onun ömrünün uzun olmasına bir vesile olmuştur. Ama bu projenin tamamlanması da, o insanın bu gelişmelerle ömrünün uzaması da kaderde bellidir. Bir deolayın şu yönünü düşünmek gerekir: Belki kanser tedavisi gören bir hastanın bu proje sayesinde hastalığı tamamen iyileştirilir ve ömrü 100 sene daha uzatılır; ama bu kişi hastaneden çıktığı anda merdivenden düşüp başını vurarak beyin kanamasından ölebilir. Çünkü bu insanın kaderinde o an, o yaşta, o mekanda ve o şekilde ölmek yazılıdır. Ve hiçbir güç Allah’ın yarattığı kaderi değiştiremez. İnsanın değiştirdiğini zannetiği herşey zaten kaderinde vardır. Kuran'da Nuh Suresi'nin 4. ayetinde "…Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız." şeklinde bildirilmiş ve insanın ecelinin öne alınamayacağı gibi ertelenemeyeceği de haber verilmiştir.

Evrimcilerin tesadüf iddialarına darbe

Gen haritasının önemli bir bölümünün tamamlandığının açıklanması ile dünyada herkes genetik bilgiyi, DNA’yı, hücreyi konuşmaya başladı. Belki pek çok insan, bedenini oluşturan trilyonlarca hücrenin herbirine yerleştirilmiş olan DNA’nın ne demek olduğu, ne kadar muazzam bir bilgi taşıdığı gibi konuları yeteri kadar bilmezken, bir anda bu bilgilerle gazete sayfalarında, televizyon programlarında sıkça karşılaşır oldu. İnsanın genetik yapısının ne kadar kompleks olduğu zaten biliniyordu, ancak halkın büyük bir bölümü bu kompleks yapıyı yakından tanıdı. Bu ise, insanların hayatın kör tesadüfler neticesinde başlayamayacak kadar kusursuz ve hayret verici düzenlilikte bir yapıya sahip olduğunu daha iyi anlamalarına vesile oldu.

Canlıların vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre bulunur. Her hücrenin çekirdeğinde ise, o canlı ile ilgili bilgilerin saklandığı DNA adı verilen bir molekül bulunmaktadır. DNA, aslında bir bilgi bankasıdır ve örneğin insanın DNA’sında göz renginden kemiklerinin yapısına kadar her türlü fiziksel özelliği ile ilgili bilgiler saklıdır. Bu öylesine büyük miktarda bir bilgidir ki, eğer bu bilgileri kağıda dökmek isteseydik, çok büyük bir kütüphaneyi dolduracak kadar fazla ansiklopediye sahip olurduk. Bilim adamlarının yapıtığı hesaba göre ise böyle bir kütüphanenin büyüklüğünün bir futbol sahası kadar olması gerekmektedir. Ancak bir de bu bilginin bulunduğu yeri düşünün… DNA’daki bu müthiş bilgi, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük bir yerde saklıdır.

Tüm bunları en baştan düşünen bir insan Allah’ın yaratışının çok açık delillerini görebilir. Milyarlarca harften oluşan bir bilgi, gözle görülemeyecek kadar küçük bir noktanın içine paketlenerek yerleştirilmiştir ve mükemmel bir düzende işlemektedir. Herşeyden önce bu bilgi nasıl var olmuştur? Nasıl olup da insanın saçının gözünün rengi şifreli hale getirilerek, bir bilgi bankası oluşturulmuştur? Elbette böylesine muazzam bir bilgi kendiliğinden her bir hücrenin içine yerleşmemiştir. Bilginin varlığı, akıl, şuur, bilinç gerektirir. Yani DNA'daki bu bilgi üstün akıl ve hikmet sahibi bir Yaratıcı'nın eseridir. Bu bilgiyi yaratan, sonra onu böyle gözle görülmeyecek kadar küçük bir mekana yerleştiren sonsuz kudret sahibi olan Allah'tır.